29/12/2009

Ey okur!

Elektronikleri çıktığından beri asıllarına yüz verilmediği zamanlardayız. Teknoloji ışık hızıyla ilerlese de kitabın, kitabevinin ve sahafın rayihasının yerini hiçbir şey tutmaz. İşte bu yüzden, İstanbul’un kitapçıları ve sahaflarında gezinip kelimelerin arasında kaybolmaya karar verdik.

Homer Kitabevi

Burası, geçtiğimiz yılın en ağlak filmlerinden ‘Issız Adam’da Alper’in (nam-ı diğer Issız Adam), esas kız Ada’nın kalbini kazanmak için Thomas Hardy’nin ‘Çılgın Kalabalıktan Uzakta’ kitabını sorduğu kitapçı. Aslında içeride Türkçe kitap satılmıyor ama film icabı aşka hizmet için kitap, hemen çıkarılıp veriliyor ve Alper başlıyor Ada’nın peşinden koşturmaya. Filmden sonra kitapçılarda bu hayallerle zaman geçirenler olmuş mudur bilemiyoruz. Ancak Homer Kitabevi, özellikle sosyal bilimler alanında İngilizce kitap arayanların bolca vakit geçirdiği bir yer. Sahibi Ayşen Boylu arkeoloji master’ı yaparken İngilizce kitaplara ulaşamadığı için burayı açmaya karar vermiş. Boylu, özellikle arkeoloji, tarih, felsefe ve fotoğrafçılık alanındaki kitaplarda uzmanlaşmış olduklarını söylüyor ve ekliyor “En çok satan romanlardan ziyade edebi eserlere yer veriyoruz. İngilizce çocuk kitapları alanında da oldukça geniş bir koleksiyonumuz var.” Buranın müşterileri arasında Eczacıbaşı, Koç ve Sabancı ailelerinin mensuplarının yanı sıra İlber Oltaylı ve Hamdi Koç gibi isimler bulunuyor.

Amargi Feminist Kitabevi

Amargi Kadın Dayanışma Kooperatifi’nin, 2,5 yıl önce hiçbir sermaye olmadan tamamen bağışlarla kurduğu kitabevi, feminist analizi geliştirmek adına açıldı. Burada, feminist politika ve kadın araştırmalarına yer veren kitaplar bulunuyor. Feminist oldukları için erkek yazarlara yer verilmediğini sanmayın. Kitabevi çalışanlarından ve Amargi Feminist Dergi yazarlarından Semra Aslan, “Burası feminist olduğu kadar antimilitarist bir yapıya da sahip. Erkek yazarlardan antimilitarist olanları seçiyoruz” diyor. Güncel kitapların yanı sıra ikinci el kitapların da satıldığı kitabevinin aynı zamanda kütüphane olarak kullanılan bir bölümü de mevcut. Kapılarını herkese açan kütüphaneden sadece üyeler dışarıya kitap alabiliyor. Diğer ziyaretçiler de kütüphane sınırları dahilinde kitaplardan yararlanabiliyor. Yazarlarla okurların buluşturan etkinliklerle birlikte edebiyat ve film atölyesi gibi zihin açıcı faaliyetlerin varlığı, Amargi Feminist Kitabevi’nin diğer ilgi çekici özellikleri.

Gergedan Kitabevi

Süpermarket kitabevlerine teslim olmuş Bağdat Caddesi’nde yıllardır varlığını sürdürebilen harikulade bir kitabevi bulunuyor: Gergedan. Burası, ev gibi bir ortamda kitaplarla dilediğinizce vakit geçirmek ve onların kokusunu doya doya içinize çekmek için mutlaka ziyaret edilmeli. Zaten sahibi Rüyam Yılmaz, gelenlere çay-kahve ikram ederek onları evlerinde hissettirmek için elinden geleni yapıyor. Burada 22 bin kitabın yanında İngilizce, Fransızca, Almanca ve İspanyolca dergiler satılıyor. En güzel sürprizlerden bir tanesi de 10 kitap aldığınız zaman bir kitabın hediye ediliyor oluşu. Artık yapılacak tek bir şey kalıyor: Bir Cumartesi günü Gergedan Kitabevi’ne uğradıktan sonra Bağdat Caddesi’nin tek sevilesi mekanı Göztepe Parkı’na doğru yürümek ve banklardan birine kurulup kitabınıza gömülmek.

Sarman Kitabevi

Kitaplarla en çok özdeşleştirilen hayvanların başında kediler geliyor. Her ikisi de insanlarda bulamadıklarımızı fazlasıyla ihtiva ettiklerinden olsa gerek. Kitabevinin sahibi Gülşen Tatlısumak, çocukken sarman kedilere çok düşkün olduğu için buraya ‘Sarman’ ismini vermiş. Kitabevinin turuncu renkli kedisi Portakal’ı, satılan kedili objelerle büyük uyum içerisinde köşeye kıvrılmış bir şekilde görebilirsiniz. 25 metrekarelik bu küçücük mekanda, güncel kitapların yanı sıra kediler ve köpeklerle ilgili zengin bir seçki bulunuyor. Güneşli havalarda masa ve sandalyeleri kapının önüne koyduklarını söyleyen Tatlısumak, “Küçük bir işletme olduğumuz için gelenler içeriden seçtikleri kitapları alıp açık havada inceleyebiliyorlar” diyor. Üstelik satın almak zaruri değil.

Simurg

Ezelden beri kitaplarla içli dışlı olan İbrahim Yılmaz’ın kardeşleriyle birlikte işlettiği Simurg, kitap dünyasının kült statüsüne erişmiş kitapçılarından bir tanesi. Kitap kurtlarının afiyetle karınlarını doyurdukları Simurg’un bünyesinde on binlerce kitap ve süreli yayın bulunuyor. Geçmişte sahafi kitaplarla yeniler aynı mekanda barınırken, 1994’ten bu yana Korsan Çıkmazı’ndaki sahaf dükkanı ‘eski’leri ağırlıyor. Ne yazık ki kısa süre sonra burası kapanacak ve bu kitapların satışı sadece internet sitesi üzerinden yapılacak. O zaman buranın nam salmış kedisi Cimcime’nin de Simurg Kitabevi’ne transfer olacağını düşünüyoruz.

İbrahim Yılmaz

Kitaplara olan tutkunuzu nasıl keşfettiniz?

İlkokuldayken Jules Verne’in ‘İki Sene Mektep Tatili’ adlı kitabını okuduktan sonra kitap hastası oldum. Lisede de bana günlük tutmayı öğreten ve edebiyatı sevdiren hocalarım oldu. Üniversiteye girdiğimde yaklaşık 300’e yakın kitabım vardı. Üniversiteyi bitirdiğimde bu sayı, 2500’e ulaştı. 1988’de de ilk sahaf dükkanım Simurg’u açtım.

Arşivle birlikte Simurg’ta toplam kaç kitap var?

50 bin civarında kitap, 100 bin civarında da akademik dergi var.

“Bunu asla satmam” dediğiniz bir kitabınız var mı?

“Elden çıkarmam” dediğim her şeyi sattım. Diğer türlüsünün bencillik olduğunu düşünüyorum.

Eski kitapları mı yoksa yenileri mi tercih edersiniz?

Sahafi olmuş kitapları tercih ederim. Bugünkü kitapların da ileride sahafi olacağı düşünülürse onları da takip etmek önemli.

Peki bu sahafi olmuş kitapları nerelerden buluyorsunuz?

40 yıldır kitap kovaladığım için neyi nereden bulacağımı çok iyi biliyorum. Örneğin, aradığınız bir kitap, bir hocanın kütüphanesindeyse ondan ödünç alıp size verebilirim.

Müşteri profiliniz nasıl?

Simurg müşterilerinin %75’i, 40 yaşın üzerinde. Hali vakti yerinde müdavimlerin yanı sıra çok sayıda akademisyen de Simurg’u tercih ediyor.

Sahaftaki en kıymetli kitabınız hangisi?

Cumhuriyet döneminin iz bırakmış şairlerinin ilk baskılarını toplamıştım. Mesela, Nazım Hikmet, Behçet Necatigil ve Edip Cansever’in kitaplarının ilk baskılarının hepsi bende. İlk basım şiir kitaplarını okumak gerçekten çok keyifli.

Robinson Crusoe 389

Robinson Crusoe, İstiklal Caddesi’nin harala gürelesinden kaçıp gerçek huzuru bulabileceğiniz bir kitap mabedi. Yılın 364 günü (sadece 1 Ocak’ta kapalı) açık olan bu kitabevinin içine girdiğiniz anda kendinizi kütüphanede sanabilirsiniz. İçeride 40 bin adet kitap olduğunu göz önünde bulundurursanız buranın küçük ölçekli bir kütüphaneden pek farkı yok aslında. Çalışanları da bir kütüphaneye yaraşır şekilde entellektüel birikime sahip. Kitabınızı aldıktan sonra onlardan biriyle Sylvia Plath çözümlemeleri yaparken bulabilirsiniz kendinizi. Kitaplar haricinde edebiyat, grafik tasarım, mimarlık ve alternatif moda alanında dergiler satılıyor. Sipariş verdiğiniz takdirde yurt dışından kitap getiriyorlar ve bunları yurt dışı satış fiyatı üzerinden satın alıyorsunuz. Kitapların kimliksiz poşetler yerine kese kağıdına sarılıp satılmaları, buranın cazibesini bir kat daha artırıyor.

Gon Çizgi Roman Kitabevi

Robinson Crusoe’nun çizgi roman kitapları mekana sığamaz olunca kendilerini yeni bir kitapçıda buldular: Gon. Burası, Robinson Crusoe’nun yaramaz erkek kardeşi adeta. İsmini, manga kahramanı bir dinazora borçlu olan kitapçı, çizgi roman sevenlerin yegane adreslerinden. Gon’un 7 yaşından 70 yaşına kadar geniş bir yaş skalasında müdavimleri bulunuyor. Aylık çizgi roman dergilerinin yanı sıra grafik tasarım ve ilüstrasyon dergileri de satılıyor. Arzu nesnesi Lomo fotoğraf makinelerinin varlığı, çizgi romana ilgi duymayanların da buraya uğraması için geçerli bir sebep yaratıyor. Ancak, içeri girmeden önce ‘Küçük dağları ben yarattım’ edasındaki çalışanlara karşı hazırlıklı olmakta fayda var.

Patika

Teşvikiye mıntıkasının zihninizde yarattığı tek çağrışım, alışveriş yapmak ve yemek yemekten ibaretse henüz Patika’yla tanışmadığınızı varsayıyoruz. Burası, civarın en karakterli kitabevi olma ünvanına sahip. 6,5 yıl önce açıldığından bu yana tam tamına 365 gün boyunca hizmet veren bir kitabevinden bahsediyoruz. Sahibi Müslüm Uzun, Avrupa’da görüp de “Neden bizde böyleleri yok?” diye iç geçirdiğimiz kitabevlerinin benzerini yaratmayı başarmış. Buradaki envai çeşit dergiyi kucaklayıp dışarıdaki sandalyelere oturmak ve saadet dolu saatler geçirmek mümkün. Bu sırada canınız bir şey içmek mi istedi? Güleryüzlü çalışanlar hemen içeceğinizi servis edecektir. İngilizce ve Türkçe güncel kitapların yanı sıra sanat kitapları ve limitli baskı eserler alanında iddialı olan Patika, Teşvikiye'nin koketlerin diyarı olmadığına inanmak için ziyareti hak ediyor.

Müslüm Uzun

Patika’yı açmaya nasıl karar verdiniz?

Daha önce Remzi Kitabevi’nin Akmerkez ve Mayadrom şubelerinin yanı sıra Beyoğlu’nda bir kitapçıda çalıştım. Bir süre sonra yaptığım işler beni tatmin etmeyince Londra’ya gitmeye karar verdim. Orada birçok farklı kitabevinde çalıştım. Butik kitapçılar o kadar hoşuma gitti ki Türkiye’ye dönünce bu tarzda bir yer açmaya karar verdim.

Kitabevi sahibi olmak dışarıdan bakıldığında çok güzel gözüküyor. Zorlukları var mı?

Kitabevi işletmek bambaşka bir şey. Her şeyden önce finansal olarak ayakta kalmak zor. Herhangi bir kitapçı olmak istemiyorsan ve farklılığını ortaya koymak istiyorsan işler daha da zorlaşıyor.

Kimler tercih ediyor Patika’yı?

Kitabevi kültürü olan insanlar geliyor. Sadece kitabeviyle de sınırlandırmak istemiyorum. Aslında genel anlamda yaşam kültürü oluşmuş kişiler burayı tercih ediyor. Burası, insanların yolunun üstünde hasbelkader uğradıkları bir kitabevi değil.

Peki burayı farklı kılan özellikleri neler?

Patika’yı sürekli geliştirmek benim için çok önemli. Mesela, insanların burada daha keyifli vakit geçirebilmeleri için içki ruhsatı aldım. Hiçbir şey almasalar da burada dolaşırken ve kitapları karıştırırken zevk duymaları için elimden geleni yapıyorum.

Uzun süre kitabevinde çalıştıktan sonra kitabevi sahibi oldunuz. Buraya gelenlere bakarak ne tür kitaplar alacaklarını tahmin edebiliyor musunuz?

14 senenin sonunda ancak %50-60 civarında tahminlerim doğru çıkıyor.

Pandora Kitabevi

Beyoğlu Büyükparmakkapı Sokak’ta Pandora’nın kutusu açıldığında içinden biri Türkçe, diğeri İngilizce kitaplar satan iki kardeş kitabevi çıktı. Kemikleşmiş bir müşteri kitlesi bulunan Pandora Kitabevi’ne popüler kitapların hangileri olduğunu öğrenmek için gitmek gibi bir hataya düşmemenizi tavsiye ederiz. Sözünü ettiğimiz tam kitap kurtlarına göre bir kitapçı. Beyoğlu şube sorumlusu Göknur Marş, “Buraya gelen okuyucuların kitap bilgileri çok iyi. Ne istediklerini biliyorlar ve o doğrultuda kitap alıyorlar” diyor. 2005 yılında Karşı Sanat’ta, kitabevinin müdavimlerinin fotoğraflarından oluşan bir sergi gerçekleştirilmiş ve karşımıza Adalet Ağaoğlu, Lale Müldür, Murathan Mungan, Nuri Bilge Ceylan, Perihan Mağden, Küçük İskender ve Hasan Bülent Kahraman gibi isimler çıkmıştı. Sadece bunlara bakarak bile Pandora’nın kitap kurdu profilini gözünüzün önüne getirebilirsiniz. Stoklarında bulunmayan kitapları, yurt dışından sipariş edip en kısa sürede size ulaştırıyorlar. Posta ücreti alınmadığı için satış fiyatı üzerinden satın alabilme şansına sahip oluyorsunuz.

Ada Kitabevi

Kitabeviyle kafenin aynı mekanda buluşması Avrupa’da yaygın olsa da İstanbul’da pek sık rastladığımız bir konsept değil. Ada Kitabevi, istisnalardan bir tanesi. Ne yazık ki karıştırmak istediğiniz kitabı satın almadan kafeye geçip oturamıyorsunuz. Lokasyonu itibariyle kafeye özellikle yabancılar rağbet etse de buranın kitap seçkisinde İngilizce kitapların sayısı fazla değil. Ada Kitabevi çalışanlarından Berk Parça, son zamanlarda tarihsel romanların ilgi gördüğünü söylüyor. Müzik CD’leri ve DVD’lerin de satıldığı kitabevinde Türk edebiyatı ağırlıklı kitaplar bulunuyor. “Kitabımı aldıktan sonra kafeye kurulup hem İstiklal Caddesi’nin cümbüşünü seyredeyim hem de kitabımı okumaya başlayayım” diyorsanız Ada’ya doğru yol alın.



SAHAFLAR

İmge

Tam anlamıyla gerçek sahafların arasında vakit geçirmek için ya Beyoğlu’nun ya da Kadıköy’ün yolunu tutmak gerekiyor. İmge, 50 binden fazla kitabıyla Kadıköy’ün en zengin sahaflarından bir tanesi. Burada hem bir kitap koleksiyonerinin hem de edebiyat düşkünü bir üniversite öğrencisinin zevkine hitap edecek kitaplar bulunuyor. Edebiyat klasikleri ve romanların yanı sıra yazmalar ve Osmanlıca kitapların satılıyor olması, hitap ettiği kitlenin genişliğini kanıtlıyor. İmge’nin ortaklarından Gökhan Demiray, “Her zevke cevap verecek nitelikte geniş bir kitap seçkisine sahibiz” diyor. Kitapların dışında dergiler, kartpostallar ve gravürler de mevcut. “Sahafların kokusuna katlanamıyorum” derseniz internet sitesinden de alışveriş yapabilirsiniz.

Turkuaz

Sahaflık alanında erbab olan Nedret İşli ve Püzant Akbaş tarafından 2001’de kurulan Turkuaz, daha çok İngilizce, Almanca ve Fransızca kitaplara ev sahipliği yapıyor. Kitap meraklısı olduğunu söyleyen Nedret İşli, “Bu işe, 30 yıl önce Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nda çıraklık yaparak başladım. Turkuaz’da hem rastlanılması zor kitaplar, hem de edebiyatla uğraşanların zevkini okşayacak olanlar satılıyor” diyor. Antika değerindeki kitapların bulunması, burayı özellikle koleksiyonerlerin tercih ettiği bir sahaf haline getiriyor. Kitapların yanı sıra koleksiyon değeri taşıyan haritalar, gravürler, hisse senetleri, tapular ve fotoğraflar da satışta.

Tezgah

Ortakları arasında Nejat İşler’in bulunması vesilesiyle şanı, oyuncunun ünüyle doğru orantılı olarak artan bir sahaf Tezgah. Burada, cumhuriyet tarihi alanında yoğun bir arşiv bulunuyor. Ayrıca, İspanyolca kitaplar konusunda çok iddialılar. 50 binin üzerinde kitabın bulunduğu mekana Nejat İşler’i görmek için gitmek gibi bir derdiniz yoksa internet sitesinden de sipariş verebilirsiniz. Sahafın ortaklarından Sinan Düğmeci “Küçük Prens koleksiyoneri de imzalı kitap toplayıcısı da geliyor buraya” diyor. Sahafın içinden geçerek alt kata indiğinizde buranın cafe/barıyla karşılaşıyorsunuz. Gün içinde kitaplarla haşır neşir olurken burada demlenebilirsiniz.

Müteferrika

Sahaflığa Teksas ve Tommiks çizgi romanlarını toplayarak başlayan Lütfü Seymen, nam-ı diğer Sakallı Lütfü, tam 70 bin kitabıyla sahaflar dünyasının efsanesi. Seymen, Müteferrika’nın özellikle tarih kitapları ve hatıratlar alanında çok fazla seçenek sunduğunu söylüyor. Kadıköy’de küçük bir tezgahta ve içeride iki kişiden fazla insanın bulunmasını imkansız kılan darlıktaki mekanda satış yapılıyor. Burası sokaktan geçen herkese hitap ederken karşı binada Seymen’in bulunduğu apartman dairesi, el yazmaları ve Osmanlıca kitaplar gibi daha değerli parçalarla işi bilenlere hizmet ediyor. Seymen, tutkulu bir kitap toplayıcısı olmanın yanı sıra 1993’ten bu yana kitapla ilgili her şeyi bir araya getirdiği Müteferrika dergisini çıkarıyor. Tezgahtan alışveriş yaparken buranın kedisi Necmiye’yi sevmeyi unutmayın.

PS. Bas

Son olarak Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil eden sanatçı Banu Cennetoğlu, 2006 yılında bir sanatçı inisiyatifi olan Bas’ı kurdu. Bu inisiyatifin en önemli özelliği, odak noktasının sanatçı kitabı ve basılı malzeme oluşu. Cennetoğlu’nun sanat pratiğinin de bir parçası olan basılı malzemeler, Bas’ta sanat eserinin ta kendisi olarak sergileniyor. Sanatçı, “Latin Amerika, Kuzey Amerika, Japonya ve Batı Avrupa’da sanatçı kitapları çok eski bir geçmişe sahip. Bu kitaplar, sanatsal işi belgeleyen kitaplar veya kataloglarla karıştırılmamalı” diyor. Bas’ta sanatçı kitaplarının yanı sıra alternatif duruşlu süreli yayınlar ve kaynak kitaplar da bulunuyor. ‘Sol Lewitt Sanatçı Kitapları’ sergisi 13 Ocak tarihine kadar gezilebilir.

Ya da defterleri

Kitap seven, defter de sever. Çizgileri bozuk, kareleri yamuk ve cildi el yapımı olan defterleri daha da çok sever. Defter alanındaki tekdüzelikten sıkılan grafik tasarımcı Aslıhan Özgen ve mimar Nuray Togay’ın tasarladığı ‘Ya da’ markalı defterlere, Gon, Pandora Kitabevi, Patika ve Robinson Crusoe gibi kitabevlerinden ulaşabilirsiniz.

(Time Out'un Ocak sayısında yayınlanmıştır.)

Off you go


Cindy Sherman'ın çektiği fimler ve fotoğrafların öznesi bizzat kendisi. Bu yazıya, arşivimden hangi fotoğrafı koysam araştırması yaparken gitmeyi simgelediği için bunu seçtim. Sherman yol üstünde. Otostop çekecekmiş gibi duruyor ıssız yolda. Ben de yarın sabah uçak pistinde duracağım böyle. Yokluğumda beni özlerseniz bu yazının bir üst komşusunu (bkz. Ey Okur!) okuyunuz. Epey uzun olduğu için tatil süresince sizi idare eder :) Şimdi gitme vakti.

Interviewer: Do you think viewers like a challenge or prefer to be told what to think?
Cindy Sherman: You know what? I don't really care.

MUTLU
AŞKLI
TATLI
2010!


Eski yıl biterken


İlkokuldan beri günlük tutuyorum. Evet, her şeyi biriktirme ve kayıt altına alma gibi huylarım o kadar eskiye dayanıyor. Ortaokul ve lise günlüklerinde ergenlik buhranları ve melankoli hat safhadayken ilkokul dönemime ait olanlarda safi çocuksuluk ve şıpsevdilik hakim. Her hafta başka bir çocuğa aşık olmayı nasıl başarıyordum acaba?
Artık artan sorumluluklarım ve balık hafızam sağolsun ajandasız bir hayat süremiyorum. Bugüne kadar ajandayı günlükten ayrı bir yere koyardım. Ta ki AstrologyAnalyst'in 2010 günlüğünü keşfedene kadar. Hadi eski yıl bit artık da yeni günlüğümü kullanmaya başlayayım!

28/12/2009

"Bugün ne giysem?"

diyor Super Mario.

Kinder sürpriz


Daha önce duyurmuştum. Artık bir dergide daha görünmeye başlayacağımı söylemiş ama ismini sürpriz olarak saklamıştım. Buyrun size yılbaşı hediyesi: Artık Marie Claire'de de yer alacak sözcüklerim. Meraklananların en yakın gazete bayisine gitmeleri önemle rica olunur.
PS. İsmimde tashih var ama elden ne gelir. Selda olmamı istemişler herhalde.

27/12/2009

Toy story

Alma from Rodrigo Blaas on Vimeo.

Ice Age, Finding Nemo, The Incredibles, Ratatouille ve Up filmlerinin animator'ı Rodrigo Blass gururla sunar: Alma!

Mutluluğu beş geçe, umuda on kala

Çorak topraklarda bile açabilir,
katmer katmer çiçekler.

Tea for two


Bomonti'de Viktoryen bir evdeki çay partisine davetliydim Cuma günü.

Oh honey
Picture me upon your knee,
With tea for two and tea for two,
Just me for you and you for me, alone!

Viktoryen ev sahibemiz, apple pie, ginger biscuits, New Year's Eve cookies ve cupcake'lerle donatmıştı masayı. Beyaz fistolu masa örtüsünün üzerinde Rosenthal fincanlar süzüm süzüm süzülüyordu. Cupcake'ler ağırbaşlı olmayı bir türlü beceremiyordu. Tam bu sırada cookie'ler yeni yıla girdiklerini sanarak dans etmeye başladılar.

Day will break and I'm gonna wake
And start to bake a sugar cake
For you to take for all the boys to see.

24/12/2009

Merry Cherry Christmas


Hayır, Alber Elbaz amcam değil. Evet, 10 post'tan birinde mutlaka kendisinden söz ediyorum. Hayır, söz etmemek gibi bir niyetim yok. Evet, ölmeden önce bir Lanvin elbise sahibi olmaya yeminliyim.
Bu Christmas tebriği, Beymen Hanedan'ı çalışanlarından arkadaşıma Lanvin'deki irtibatta olduğu kişiden gelmiş bugün. Gerekli uyarıyı yaptım. "Kendime engel olamam, bunu bloga koyarım" dedim. Koyuyorum. Koy-dum!

23/12/2009

Kalpli, kuşlu, makaslı mus çeşitlerimiz mevcut

Bir pastanenin kapısında yazsa çok eğlenirdik. Ancak bahsi geçen, pastane vitrininde görüp de ağzımızın sularının akmasına sebep olan köpüğümsü tatlılar değil. Mus çoraplardan söz ediyorum. Sıkı bir mus çorap koleksiyoneri olarak "Kış mevsiminin mucizevi giysi tamamlayıcısı" diyorum onlara. Miss Selfridges'den minik kalpli ince mus, Topshop'tan kocaman pembe kalpli opak çorap almış olmama rağmen Natalie Marie Willis'in tasarladığı Prints Charming Tights da kalbimi çeldi.



21/12/2009

Yeryüzü şekilleri


Dağ: Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hakim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü.
Dergi dağı: Yatak odasının içinde çalışma masasının altında yükselmesi önlenemeyen ilham yığını.

19/12/2009

She's fighting the urge to make sand out of pearls

Dün sabah müzik gurusu sanat sepetçi arkadaşımdan gelen mail şöyle diyordu: "Sana diyorum ki Charlotte Gainsbourg ve Beck'in beraber çıkardıkları IRM albümü rulessss!!!!!!" Bu vesileyle dünden beri 1258 kere aşağıda videosunu göreceğiniz 'Heaven Can Wait' parçasını dinledim. Baba Serge Gainsbourg, anne Jane Birkin olunca genetikten torpilli bir bebek olarak dünyaya gelmiş bence Charlotte. Stiline, sesine ve cool'luğuna bayılınası bir celebrity numunesi. Kendisinden çoğaltılsa da Lindsay Lohan ve türevleri imha edilse mesela.

Charlotte Gainsbourg - Heaven Can Wait from Charlotte Gainsbourg on Vimeo.

Jungle bells

Ormandan geliyor bu sesler. Midilliyle zebra buluşup Opening Ceremony'nin kapısını çalmışlar. Amerikalı bu şahane mağaza onları kafese kapatmamış tabii. "Lastik pabuçların şahı Keds'lerin üzerine ne kadar yakışacağınızın farkında mısınız?" demiş. "Keds mi? Hadi çabuk bizi ona götür" cevabı gelmiş bu hayvancıklardan. Keds'leri görünce süt dökmüş kediye dönüp onlara sımsıkı sarılmışlar.





PS. Yazlıkta geçen çocukluk günlerim geldi hatrıma. Dünyanın en sade ve spor giyimli annesi ünvanını taşıyan annem, jean veya bermuda şortun altına giyerdi beyaz Keds'lerini. Pabucu damda artık Keds'lerin. Zira kendisi Converse'leri tercih ediyor. Benimse tek bir çift bile Converse'im yok.

18/12/2009

Gözüm sende


Dün akşam kahkahalarımız Cuppa'nın duvarlarını çatırdatırken benim gözlerim yine fıldırdıyordu. Puantiyenin gözümden kaçması tabi ki namümkün. Oturduğum yerden fotoğrafladığım bu kitabı elime aldım ki ne göreyim? Madonna'nın çocuk kitapları serisinin ilki 'The English Roses'. Kızı Lourdes'e "Senin annen bir melekti yavrum!" desinler diye mi yazmıştı acaba bu kitabı :)
Kendisi, Dolce&Gabbana'nın spring-summer 2010 kampanya çekimlerinin yüzü olmuş. Domestik hali de pek hoşmuş!


Reality BITES


Realite, arada bir uğruyor yanıma. Genelde onu gördüğüm yerden uzaklaşıyorum. Gözlerimi yumuyorum; varlığını inkar ediyorum. Ama bugün fena yakalandım kendisine. Bir proje için Anadolu kadınları hakkında bir paragraflık yazı yazmam gerekti. Hayatımda ilk kez küçücük bir yazı bu kadar yoğun duygular hissettirdi bana. Bunun adı realiteydi sanırım. Hiç görmediğim Anadolu topraklarında yaşayan kadınların hayatları benim hayatımmış gibi hissettim bir anda. Bu, gerçekliğin beni ilk 'ısırması' değil aslında. Beyoğlu'nun ara sokaklarında gezerken tesadüfen bir genelevin önüne çıktığımda ve camdan sarkan hayat kadınlarını gördüğümde de, İstiklal Caddesi'nde Kürtlerin yaptığı yürüyüşün ortasına düştüğümde de buna benzer hislere kapılmıştım.
Bugünkü realiteyle münasebetim esnasında araştırma yaparken Yıldırım Türker'in daha önce de beni hüzne sevk etmiş olan 'Ah çoban kızı!' adlı yazısıyla karşılaştım. Bundan sonra bana yazmak düşmez. Bırakalım Türker yazsın:

"...Ceylan, bu dağlarda avlanmış. Ama gezmesin de ne yapsın, koyunları otlatmak gerek.
Bize ondan kalan vesikalık bir fotografı.
Orada yaşayanların çoğu hayatlarında bir kez dururlar kameranın karşısında. Onların evlerinde yoksul bir nikâh fotoğrafı, belki bir de askerlik fotoğrafı dışında sabitlenmiş bir suret yoktur. Bir de devlete bakarken; kafa kâğıdına vesikalık."

16/12/2009

Latte aromalı kaşmir hırkayla öğle yemeği


İsmi öğle yemeği arası. Ancak bugün benim tarafımdan suistimal edildi. Önce Midnight Express'te durakladım. En son ne zaman jean giydiğimi hatırlamasam da My Lovely Jean markasının prospektüsünde yazanlara bayıldım.
Midnight Express'in ardından sıra Nişantaşı'ndan Bebek'e taşınan Cashmere in Love'a geldi. Oradan çıktığımda, şu anda yatağımda dinlenmekte olan (bkz. yukarısı) kaşmir hırkanın sahibi olmuştum bile. Hırkanın, gül kurusuyla latte kahverengisi renkleri ve bakır görünümlü düğmeleri tarafından kandırıldım. En çok da diğerlerinden farklı olan ikinci düğme çeldi aklımı (detayların karşı konulamaz çekiciliği!) Hazır gitmişken bir sonraki kaşmir hırkamı da belirledim: Markanın mucidi Esra'nın üzerindeki sırtında payetli sol anahtarı bulunan siyah hırka.




Sabah şerifleriniz hayrolsun

Yarasa olmam sebebiyle hep geceleri dolduruyorum blogumun sayfalarını. Dün gece ffffound'da bulduğum bu imajı sabah sabah paylaşayım istedim. Pencerimin kenarına konan kumru ağzında bir mektupla gelse günün birinde keşke. Neyse hülyalara dalmadan işe dönme vakti. Musicovery eşlik ediyor birkaç gündür bana. Uzun süredir görmediğim bir dostuma kavuşmuş gibi hissettiriyor 50's jazz tınıları.

13/12/2009

Karikatürize halim

Pek çok sevdiğim arkadaşım bir projesi için benim hikayemi çizdirdi. İşte karikatür ben:

10/12/2009

Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz haftasonu

Bana sorarsanız haftasonunun en önemli etkinliği, Philip Glass konseri. Aklımdan çıkıveren bu konser, dün metro çıkışında afişle burun buruna gelmemle birlikte kafama dank etti! Akreditasyon denen müthiş sistem sağolsun gidebiliyorum.
Haftasonu etkinlikleri bununla son bulmuyor tabii. Gündüz Galatamoda münasebetiyle Beyoğlu civarına gelecek olanlara şahane bir haberim var. Eternal Child sample sale Tünel'de vuku bulacak. "Eternal Child da nedir?" demez modayla arası sıkı fıkı olanlar ama yine de anlatayım. Beymen Blender'da satılan, Gül Gürdamar'ın knitwear markası Eternal Child. Hem cep yakmayan fiyatlara sahip, hem de tepe tepe kullanılıyor. Üstüne bir de sıcacık tutuyor. Geçen kış aldıklarım, babaannemin gardırobundan aşırmışım gibi duruyor ve ben buna B-A-Y-I-L-I-Y-O-R-U-M. İndirim kapsamında eski ve yeni koleksiyondan parçalar satılacak.





10.00-19.00 saatleri arasında şu adreste:

İlk Belediye Cad. Vural Arıkan Apt. No:5 D:5 Tünel Taksim

Tel:0212 293 84 03

PS. Başlık da babaannemin bizi karşılama ifadesidir. İçgüdüsel olarak bir anda döküldü parmaklarımdan. Sanırım bu yazıyı kendisine ithaf etmeliyim. Başımıza taş yağacak!

Colette ve Çiçekleri(m)


Colette'in fotoğrafının olduğu bu kartpostal, uzunca bir süredir çalışma masamın üzerindeki çiçekli kutunun üstünde ikamet ediyor. Uygun bir yere yapıştırılmayı bekliyor. Bu gece asıl ait olduğu yerin burası olduğuna kanaat getirdim. Hemen bir Colette kitabı aldım elime: 'Claudine Married' Altını çizdiğim cümlelerden bir tanesi de bu sahneye ne kadar yakışırmış meğer:

"Personally, I'd prefer to bury yesterday and its withered flowers in the fragment casket of my memory."

09/12/2009

Oh la la


Bir Galatamoda Gazetesi'nde daha 'Hisseli Harikalar Diyarı' köşeme kuruldum. Kendisini, Galatamoda süresince panayır alanından edinebilirsiniz. Önümüzdeki ay itibariyle bir dergide daha görüneceğim. Şimdilik sürpriz. Stay tuned!

08/12/2009

Karışık mevsim salatası


İki gündür her dışarı çıktığımda "Kış geldi" diyorum. Butiğe dönüp de yaz koleksiyonu için renk eşleştirmelerini yapmaya başlayınca "Ohh sıcacık yaz geldi sıcacık renkeriyle" oluyor ağzımdan çıkan cümle. Önümüzdeki yaz sezonunun Roma dondurmacısını çağrıştıran renklerini, organze, krep, şifon ve ipek gibi kumaşlara dokunarak duyumsuyorum. Yaz mevsiminde olduğumuzu sandığım için Kantin'deki öğle yemeği masamızı şereflendiren rengarenk çiçekleri fotoğraflamaktan kendimi alamıyorum.

Saadet gemisi

Bugün eve vapurla dönmedim. Saadet gemisi demir aldı Karaköy'den. Ona bindim. Sizin de mail kutunuza hiç tanımadığınız birinden son derece değerli bir mektup düşse ve içinden armağan olarak aşağıdaki imaj çıksa bu gemiyle yolculuk ederdiniz. Oyun parkım diye tarif ettiğim bu blogu takip ederek beni bu kadar iyi anlayan sevgili blog okuruma teşekkürü bir borç bilirim :)



06/12/2009

Geçtiğimiz hafta bugün

Tam da bu saatlerde, Brick Lane'deki vintage market'ta gezinmekten yorulup bir pub'ta dinlenmeye karar vermiştik. Üç yıldır görmediğim arkadaşımla birlikte. Kendisini görmesem de çektiği fotoğraf, halen şifonyerimde yapıştırılmış vaziyette durduğu için mütemadiyen aklıma geldiğini söyledim. O, "Alicesever olduğunu bildiğim için sana bir hediyem var" dedi. Enid Blyton'ın The Folk of the Faraway Tree adlı çocuk kitabını çıkardı çantasından. Bliss!
Sonra sıra geldi mutlu tesadüflere. Wendy Bevan'dan bahsettim ve çektiği fotoğraflara ne kadar hayran olduğumdan. Zira konu Sarah Moon'dan açılmıştı. Hemen defterler çıkarılıp notlar alınmaya başlandı. "Sarah Moon seviyorsam, Deborah Turbeville'e de bayılacakmışım" Öyle söyledi.
Mutlu tesadüfler silsilesi burada son bulmadı. Geçenlerde elime başka bir defterim geçti. Wendy Bevan'la yapılan röportajdan bir parçayı not etmişim. İlham kaynakları arasında kimi saymış bilin bakalım? Deborah Turbeville. BlissX2!
İşte anti Helmut Newton, Turbeville'in şaheserleri:









Geçmişin resmi geçit töreni


"Bir inansam sevdiğine dünya benim olurdu" derken sahnede Göksel, açılan kapının ardından çıktınız. Eliniz boş gelmemiş, geçmişimi(zi) de beraberinizde getirmiştiniz. Sahi biz hiç tanışmış mıydık? Kalplerimiz birbirlerine aşina mıydı? Yoksa bu aynalar gibi miydik? Her birimiz, bambaşka suretlerin yansıtıcısı. Yakın, lakin uzak.

04/12/2009

Why does it always rain on me?

Bir önceki işimde benimle aynı kaderi paylaşan fazlasıyla matrak ve fırlama bir arkadaş edindim. Birbirimizi tanıma evresini atlattıktan sonra "Seda, seni mutlaka Seda'yla tanıştırmalıyım. Zevkleriniz birbirine o kadar benziyor ki" demişti. Ardından düşperest avukat Seda'yla müşerref oldum. Tanışana kadar flickr'ını çoktan hatmetmiş olduğum için hakkında gerekli bilgiyi toplamıştım aslında. Her karşılaştığımızda "Hadi nefis çizgilerle yarattığın Bodo karakteri vücuda gelsin artık. Görmek istiyorum onu bir yerlerde, yazmayı arzuluyorum" dedim. Sonunda Bodo, tişörtlerin üzerine baskılandı ve Basmatik'te satılmaya başladı. Kafasının üstünde kara bir bulutla gezdiğine inanan Seda, Bodo'yu da bu fikirden yola çıkarak çiziyor. Kendisinden aldığım son bilgilere göre çantalar ve kupalar da Bodo'lonacak. Bana yağmuru sevdiren Bodo'yu seviyorum!




Just can't get enough

Tıpkı Nouvelle Vague'ın coverladığı Depeche Mode şarkısında dediği gibi. Doyamıyorum. Lanvin'e! Alber Elbaz, markanın doğuşunun 120. yılı şerefine Fransız PTT'si La Poste için pullar tasarladı. Bir de Colette'te satılmak üzere defterler. Marry me Alber! Will you?