28/08/2008

Donatella Versace


Donatella Versace, Versace markasıyla kıyafet, aksesuar, mücevher, otel ve arabadan oluşan bir İtalyan rüyası sunuyor. Herkesi bu rüyanın bir parçası olmaya davet ediyor.

Kısa süre önce i-D dergisine verdiğiniz röportajda “Lüks paha biçilemez. Piyasa, ayrıcalık, lüks ve zenginliğe doğru yol alıyor” demiştiniz. Buna göre, Versace markasını nasıl konumlandırıyorsunuz?
Versace’yi İtalyan lüks markalarının en büyüğü olarak görüyorum. Tasarımların DNA’sında antikten moderne İtalyan kültüründen öğeler bulunuyor. Versace olarak ayrıcalık ve kaliteye değer veriyoruz. Bu prensibimizi korumaya devam edeceğiz.
Kardeşiniz Gianni, Versace’yi 1978’de kurdu ve markasıyla birlikte modanın en çok tanınan yüzlerinden biri oldu. Siz de onun özel mankeni ve ilham perisiydiniz. Bu kadar başarılı bir erkek kardeşin yol göstericiniz olması tasarım felsefenizi nasıl etkiledi?
Bu, muhteşem bir tecrübeydi. Çünkü Gianni harika bir öğretmendi. Benim gözümde ünlü bir moda tasarımcısı olmaktan ziyade abimdi. Bunun için onunla müthiş bir işbirliği içinde çalıştık. Ondan çok şey öğrendim. Tasarım anlamında ondan aldığım en büyük ders, kendine inanmanın çok önemli olduğu.
Gianni Versace’nin trajik ölümünden sonra bir anda her şeyin başına siz geçtiniz. Her şeyi kolayca ele almayı nasıl başardınız?
Eğer bu geçiş kolay gibi gözüktüyse bu, bizim gerçeği saklamayı çok iyi başardığımız anlamına gelir. Aslında hepimiz büyük bir şok yaşamıştık ve her şeyin altından kalkmak çok zordu. Ama başka bir seçimimiz yoktu. Tam da onun isteyebileceği şekilde davrandık.
Versace 1980’lerde kadınları fevkalade gösterişli ve kışkırtıcı kıyafetlerle tanıştırdı. Marka sizin ellerinizde farklı şekillenmeye başladı. Sizin kattığınız elegansla birlikte daha sofistike hale geldi. Markayı farklı bir seviyeye taşımaya nasıl karar verdiniz?
Söylediğim gibi Gianni, kaliteli ve değerli bir şey yaratacaksam kendime inanmam gerektiğini öğretti. Onun ölümünün ardından kendi tarzımı bulmak için çok uğraştım. Zaman içerisinde kendime güvenmeye başladım ve markanın zamanın ruhuna ayak uydurması gerektiğini anladım. Versace 80’lerde tamamen abartı ve şatafatla ilgiliydi. 21. yüzyılda daha sade ve ölçülü bir şeylere ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Sizin de söylediğiniz gibi marka böylece elegan ve sofistike hale geldi.
Defilelerinizden birinin sonunda Karl Lagerfeld sizin için “Son 10 yılda Versace imajını koruyarak çok iyi iş çıkardı” dedi. Geçen yıllarda Versace’yi nasıl yeniden yorumladınız?
Duyarlılık ve cazibe daima Versace’yi tanımlayan kelimeler oldu. Ben de markanın bu yönünü koruyarak onu tekrar tekrar keşfedebileceğimizi anladım. Tek yaptığım sofistike ve duyarlı Versace imajını yeni bir jenerasyon için yorumlamak.
Versace, 1980’lerden bu yana günlük giyimde bile cazibeyle bağdaştırılan bir marka. Versace kadınına günlük giyimde neler sunuyorsunuz?
Versace’nin günlük kıyafetleri, kadın vücudunu en güzel şekilde göstermek üzere en iyi kalite kumaşlar kullanılarak tasarlanıyor. Kesim ve form konularında da çok titiziz.
Asla topuklu ayakkabı giymediğinizi söylemiştiniz. Baştan ayağa Versace giymeyi seviyorsunuz. Sizi bakımlı sarı saçlarınız, parlatıcılı dudaklarınız ve göz alıcı mücevherleriniz olmadan düşünmek imkansız. Tasarımlarınızı kendinize benzeyen kadınları için mi yapıyorsunuz?
Versace look’unu taşıyabilecek kadar kendine güvenen kadınlar için tasarım yapıyorum. Hayalimdeki Versace kadını, seyahet etmeyi seven, entellektüel ve tecrübeli. Aslında ben her kadın için tasarım yapıyorum. Çünkü kıyafetlerinin onu harika göstermesini istemeyecek bir kadın olduğunu sanmıyorum. Hem kendim hem de farklı ülkelerdeki kadınlar için kıyafetler tasarlıyorum. Bu arada sarışın olmaları gerekmiyor. Sarışınlık Gianni’nin 11 yaşımdayken bana yakıştırdığı bir şeydi ve o günden bu yana üzerime yapıştı.
Amerikan Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni Anna Wintour, Gianni Versace’nin medyanın ilgisinin tadını çıkarırken bu ilgiyi idare edebildiğini ve herkesin onun izinden yürüdüğünü söylemişti. Elton John ve Prenses Diana gibi ünlüler onun yakın arkadaşlarıydı. Markayı desteklemek adına ünlülerin gücüne inanıyor musunuz?
Ünlüler söz konusu olduğunda Gianni tam bir öncüydü. Markaya olan ilgiyi artırmada onların çok önemli olduğunu biliyordu. 1991 yazında dönemin en ünlü mankenlerine defilesinde yer vererek süper model fenomenini yaratan da Gianni oldu. Ben de son yıllarda reklam kampanyalarım için Madonna, Demi Moore, Halle Berry ve Kate Moss gibi samimi olduğum ünlülerle birlikte çalışıyorum. Erkek kampanyalarında ise çok maskülen bulduğum Patrick Dempsey yer alıyor.
Markanın başındaki yaratıcı deha erkek kardeşinizken bondaj elbiseler, asit renkler ve vücuda yapışan pantolonlar Versace’yi özetleyen parçalardı. Siz abartılı süslemeyi azaltıp markaya nötr renkler, zarif kesimler ve yapısal silüetler kazandırdınız. İmzanız haline gelen tarzlar ve bu tarzları yaratan kilit parçalar neler?
İmzamız haline gelen tarzlar sürekli evrim geçirerek değişiyor. Ama kaliteye verdiğimiz önem ve insan vücudunu en iyi şekilde gösterme çabamız hiç değişmiyor. Genelde kesim ve kumaş konularında çok özenliyim. Bir kıyafet giyildiğinde onun nasıl hareket ettiği ve vücudun hangi bölümlerini daha güzel gösterdiğini bulmaya çalışıyorum. Bu sezonun hit parçası asimetrik kesimli bir kokteyl elbisesi.
Moda çok değişken olduğu için en tepede kalmak oldukça zor. Versace’nin başarısını nasıl koruyorsunuz?
Yaptığım işi severek ve ona inanarak. Büyük bir tutku ve bağlılıkla çalıştığında markanın başarısını garantilemiş oluyorsun.
Son zamanlarda moda dünyasının en çok konuşulan isimlerinden biri olan Christopher Kane, sizden büyük destek gördü. Kendi ismini taşıyan markası için koleksiyon hazırlamanın yanı sıra Versace’nin couture koleksiyonunda da sizinle birlikte çalışıyor. Bu genç yeteneği desteklemeye nasıl karar verdiniz?
Versace, daima genç ve yeni yetişmekte olan moda tasarımcılarına dikkat etmenin önemini bilen bir marka oldu. Kendi kurallarını yazdıkları için onları izlemek gerçekten heyecan verici. Modanın geleceğinin, bu genç yetenekler olduğunu düşünüyorum. İşte bu yüzden, İngilitere’de genç tasarımcıları keşfetmek için yapılan Fashion Fringe yarışmasında başkan olarak görev alıyorum.
Sonbahar-kış koleksiyonunuz güçlü kesim teknikleriyle hazırlanmış terzilik harikası parçalardan oluşuyor. Sizce sezonun en güçlü ‘look’u hangisi?
Dalgalanan pilileri grafik şeritlerle kontrol altına alınarak üç boyutlu bir etkinin yaratıldığı mini elbiseleri beğeniyorum. Ayrıca, hacimli kısa paltolar ve uçuş uçuş jarse gece elbiseleri de çok güzel.
Bu sezonki koleksiyonunuz için Berlin’de yaşayan sanatçı Timothy Roeloffs ile birlikte çalıştınız. Roeloffs’un kolajları eflatun, fuşya ve sarı elbiseleri süsledi. Sanat ve moda arasındaki ilişki hakkında görüşleriniz neler?
Son zamanlarda birçok moda tasarımcısı sanatçılarla iş birliği yapıyor. Ben her zaman sanat dünyasını takip ederdim. Tim’in işlerini gördüğüm anda onların benim tasarımlarımla nasıl bütünleşeceğini hayal ettim. Ondan Versace ikonografisini klasik imgelerle birleştirmesini istedim. Yarattığı işler o kadar ilham verici oldu ki bu sezonki mücevher koleksiyonumu hazırlarken üç modern sanatçıyı da işin bir parçası haline getirdim. Julian Schnabel, Marc Quinn ve Wangechi Mutu, Versace’ye özel takılar tasarladılar.
Versace, müşterilerine kıyafetler, aksesuarlar, mücevherler, ev aksesuarları ve otellerden oluşan tamamen markalı bir hayat tarzı sunuyor. Markanız için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
Versace’nin lifestyle markası imajını daha da geliştirmeyi hayal ediyorum. Mesela, kısa bir süre önce yeni bir Versace Lamborghini yarattık. Aynı zamanda Versace otelleri projesi de beni çok heyecanlandırıyor.
Hiç İstanbul’a geldiniz mi? Türk kadınlarının stili hakkında bir fikriniz var mı?
Evet, İstanbul’a geldim ve şehrinizi çok ilham verici buldum. Kültür ve tarih bakımından zengin olduğu kadar enerjik ve modern. İki kıtayı birbirine bağlamasının bu şehri çok özel kıldığını düşünüyorum. Bana göre ‘Türk kadını’ veya ‘İtalyan kadını’ gibi kategoriler yok. Seksi ve göz alıcı görünmek isteyen tüm kadınların yolu Versace’ye düşer.
Harvey Nichols Magazine 06

07/08/2008

Tory Burch


Gardırobunuzu açıp saatlerce ne giyeceğinize karar veremiyorsanız henüz Tory Burch’ün tasarımlarıyla tanışmadınız demektir. Amerikalı tasarımcının kıyafet ve aksesuarları kadınların ihtiyacı olan her şeyi bir arada sunuyor: şıklık, rahatlık ve her okazyona uygunluk.

Markanız Tory Burch’ü kurmadan önce Ralph Lauren, Vera Wang ve Loewe gibi ünlü moda evlerinde çalıştınız. Kendi markanızı yaratmaya nasıl karar verdiniz?
2001 yılında markayı oluşturma fikri kafamda şekillenmeye başladığında moda dünyasındaki fiyatlar gün geçtikçe artıyordu. Tasarım kıyafetler giymeyi seviyordum ama bu kıyafetler için sürekli çok yüksek rakamlar ödemekten yorulmuştum. Piyasada şık, sofistike ve uygun fiyatlı bir lifestyle markasının eksikliği vardı. Tory Burch markasıyla lüks ve klasik Amerikan spor giyim alanındaki bu boşluğu doldurmaya karar verdim.

Oprah Winfrey, talk show’unda sizi ‘sıradaki büyük keşif’ diye tanıttı. Büyük çıkışınızı Winfrey’ye borçlu olduğunuzu düşünüyor musunuz? Bu talk show’a katılmak başarınızı ne yönde etkiledi?
Markamı kurduktan 8 ay sonra Oprah’nın yapımcısı arayarak ‘sıradaki büyük keşif’leri tanıtacakları bölümde bana da yer vermek istediklerini söyledi. İlk başta bir arkadaşımın beni işlettiğini sandım. Oprah’nın programına katıldıktan sonra her şey değişti. Program yayınlandığı gün website’mizi 8 milyon kişi ziyaret etti. Amerika’daki kadınların birdenbire Tory Burch markasını tanıması inanılmazdı. Başarımın çok büyük bir kısmını Oprah’nın desteğine borçlu olduğumu söyleyebilirim.

Tory Burch markasının stilini nasıl tarif edersiniz?
Eklektik yönü olan klasik bir stil olarak adlandırabilirim.

Tasarımlarınızın üzerinde yer alan logonuz çok belirgin. Bu logonun özel bir anlamı veya sembolize ettiği bir şey var mı?
Bana 200’ün üzerinde farklı logo tasarımı sunan MODCO adlı logo yaratıcısı bir firmayla birlikte çalıştık. Şu anda kullandığımız logoyu geleneksel bir logo görüntüsüne sahip olmadığı için seçtim. Markanın logosunu, baskılarımız ve imzamızla birleştirdiğimiz tasarımın bir parçası olarak görüyorum.

Size ilham veren stil ikonlarınız kimler?
Ailem sayesinde küçük yaşlardan itibaren moda ve stil konularına ilgi duymaya başladım. Annem Reva’nın akşamları dışarı çıkarken nasıl giyindiğini seyretmek tasarıma olan ilgimi geliştirdi. Babamın da kendine has bir giyim tarzı vardı. Her kıyafetini bu tarza uygun hale getirirdi. Örneğin, Hermes fularları ceketlerine astar olarak diktirirdi.

Bohem tasarımlarınızı yaratırken nelerden esinleniyorsunuz?
İlham bulmak için seyahet etmeye ve müzeleri gezmeye bayılıyorum. Bir duvarın üzerindeki seramikten tutun da bir sepetin içindeki kumaşın desenine kadar her şeyden ilham alabilirim.

Sonbahar-kış 2008 koleksiyonunuzu hazırlarken ilham kaynaklarınız nelerdi?
Joni Mitchell’ın bohem rock’n’roll stili, Penelope Tree’nin hanım hanımcık görüntüsü ve Hitchcock kadınlarının feminen silüeti.

Oyuncu Reese Witherspoon kıyafetlerinizin hem gündüz hem de gece için çok kullanışlı olduklarını söylemiş. Özellikle de üzerini değiştirmeye fırsat bulamayan anneler için harika olduklarını eklemiş. Çok yönlü kıyafetler tasarlamanızın sebebi çalışan bir anne olmanız mı?
Evet. Hareketli yaşamımla uyumlu, kolay parçalara ihtiyacım oluyor. Bunun için de giymeyi isteyeceğim kıyafetler tasarlıyorum. Bence birçok kadının ihtiyacı olan da bu. Kadınlar, kıyafetlerini bir araya getirirken çok fazla zaman harcamadan şık ve modaya uygun görünmek istiyorlar.

Markanız 2004 yılındaki kuruluşundan bu yana büyük gelişme kaydetti. Kısa sıra önce Council of Fashion Designers of America tarafından ‘Yılın Aksesuar Tasarımcısı’ olarak ödüllendirildiniz. Tasarımcılığa ilk başladığınızda böyle bir başarı hayal etmiş miydiniz? Kariyer hedefleriniz neler?
2004’ten bu yana inanılmaz bir yolculuktayım. Elde etmiş olduğum başarı, en çılgın hayallerimin bile ötesinde. Tüm bunların gerçekleşmesine sebep olan müthiş bir ekiple çalışıyorum. Talep arttıkça yavaş yavaş ve stratejik bir şekilde büyüyerek müşterilerimizin ihtiyaçlarına odaklanmaya devam ediyoruz. Şu anda hazır giyim ve aksesuar alanlarında çok güçlüyüz ama ilerde markamıza parfüm ve gözlük koleksiyonlarının yanı sıra ev aksesuarları bölümünü de eklemek istiyoruz. Zaman içerisinde büyütmeyi düşündüğüm çok küçük bir çocuk giyim koleksiyonumuz var. Günün birinde erkekler için tasarım yapmanın da zorlayıcı ve keyifli olacağını düşünüyorum.

Siz gerçek kadınlar için gerçek tasarımlar yapan bir tasarımcısınız. Başarınızın sırrının bu olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Ayrıca, kullandığımız renklerin ve desenlerin de başarımızda çok etkili olduğuna inanıyorum. Kadınlar, simsiyah giyinmeye veya jean’in üzerine tişört geçirip dışarı çıkmaya alışkınlar. Bizim kıyafetlerimizse onlara bu alışkanlıktan kurtulmanın kolay ve zahmetsiz yolunu gösterdi. Kadınlar, desenli ve renkli kıyafetlerin içinde kendilerini daha iyi hissettiklerini söylüyorlar. Aynı zamanda kocaları ve erkek arkadaşları da bu tarz kıyafetleri daha çok seviyor. Tasarımlarımızın her yaştan insana hitap ediyor olmasına da özen gösteriyoruz. 14 yaşında da 80 yaşında da müşterimiz var.

Zaman zaman Diane von Furstenberg’le kıyaslanıyorsunuz. Bu kıyaslamayı gurur verici buluyor musunuz?
Kesinlikle. Diane von Furstenberg harika bir markanın yaratıcısı. Onun, tasarımcı ve iş kadını olarak başarısını ilham verici buluyorum. Onunla kıyaslanmak da son derece gurur verici.

Manhattan’ın en iyi giyinen kadınlarından biri olarak okurlarımıza ne tür moda önerileri verirsiniz?

Size yakışanı giyin. Risk almaktan korkmayın ve trendleri körü körüne takip etmeyin.

İş ve özel hayatınız çok yoğunken bu kadar kusursuz görünmeyi nasıl başarıyorsunuz? Takip ettiğiniz özel bir güzellik ve bakım ritüeliniz var mı?
Her sabah saat 6’da uyanıyorum ve çocuklarım uyanmadan önce spor yapıyorum. Genelde arkadaşlarımla Central Park’ta yürüyüşe çıkıyorum veya koşu bandında koşuyorum. Yazın, haftada birkaç kez tenis oynuyorum. Güzellik kürüm çok kolay. Tıpkı stilimde olduğu gibi güzellik anlayışımda da doğallıktan yanayım. Fazla makyaj yapmıyorum ve çoğunlukla evden ıslak saçlarla çıkıyorum. En önem verdiğim şey, cildimi sürekli nemli tutmak. Favorim, cildi korurken parlaklık verme özelliğine sahip olan Bobbi Brown’un 25 koruma faktörlü nemlendiricisi. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye çalışıyorum. Bu sayede enerji seviyem sabitlenmiş oluyor. Kuru kayısı ve badem harika atıştırmalıklar.



Harvey Nichols Magazine 06

05/08/2008

Paris'in romantizmi Manhattan'ın enerjisiyle buluşursa


Catherine Malandrino, iki rüya destinasyonun ilhamını bir araya getirerek özgün ve feminen tasarımlar yaratıyor. Akaretler’de açılan butiği Malandrino’nun imzası haline gelen hassas detaylara sahip kıyafetleri ağırlıyor.

Paris menşeli tasarımcıların moda dünyasının nadide üyeleri olduğu yadsınamaz. Günümüzde Londra, Paris, New York ve Milano’da koşarak birbirini takip eden moda haftalarına bakmayın siz. Paris, 1960’lara kadar modanın yegane merkeziydi.
Moda tasarımcılığına bu merkezde başlayan Catherine Malandrino tam bir Parizyen. Kendi markasını kurmadan önce Emanuel Ungaro ve Et Vous gibi Fransız markaları için çalışan tasarımcının yıldızı Amerika’ya gitmesiyle parladı. Malandrino, Manhattan’da, kadınları ‘wrap dress’ mucizesiyle tanıştıran Diane von Furstenberg’in baş tasarımcısı olarak çalıştı. Kısa bir süre sonra de kendi ismini taşıyan markası için çalışmalara başladı.
Catherine Malandrino markası 1998 doğdu. Bu sayede, yaratıcısının “Bir kadını cazip kılan karşı konulmaz kıyafetler tasarlamak istiyorum. Erkeğin kibarca çıkarmayı arzu edeceği kıyafetler” diye tanımladığı tasarımlar, kadınların hayatına girdi. Malandrino’nun tasarım anlayışına göre özgünlük her şeyden önce geliyor. Bunun için de markanın takipçileri arasında Sarah Jessica Parker, Demi Moore ve Madonna gibi isimler bulunuyor. İncelikli detaylara sahip, müthiş bir renk kaleydeskopu sunan kıyafetler, Madeleine Vionnet’nin sadelik prensibiyle Coco Chanel’in özgür ruhunu birleştiriyor. Malandrino, ipek şifon ve jorjet gibi kumaşlar kullanmadan bir koleksiyon hazırlamayı düşünemediğini söylüyor. Bu tarz kumaşlar feminenliği vurgularken, Manhattan’ın izlerini taşıyan grafik desenler de markanın dinamik yönünü ön plana çıkarıyor.
Catherine Malandrino’nun sonbahar-kış 2008 koleksiyonunun esin kaynağı Fransız heykeltraşlar Claude ve François-Xavier Lalanne’ın doğayı anımsatan heykelleriydi. Koleksiyon, zümrüt yeşilinden nar kırmızısına kadar uzanan organik bir renk paleti kullanılarak hazırlandı. Malandrino tasarımlarının yarattığı ince silüetler, kıyafetlerin kol ve omuzlarındaki hacim ve drapelerle dengelendi.
Harvey Nichols Magazine 06

24/04/2008

MODA SANATA GÖZ KIRPIYOR


Flörtöz moda için her yeni sezon, taze bir aşk macerasının başlangıcıdır. Moda, farklı alanlarda yeşeren akımlar, duygular ve yeniliklerden ilham alarak bizlere son aşk hikayesine dair detayları bir bir anlatmaya başladığında sezonun trendleri ortaya çıkmaya başlar. Bu kez sanatın ‘kutsal’ topraklarına ayak basan moda, bakın bizlere neler söylüyor.

Moda dünyasının kaleleri Paris, Londra, Milano ve New York’taki defilelerden sonra ilkbahar-yaz sezonunun verdiği mesaj açıktı: “Moda, sanata kur yapıyor.” Bir tabloyu anımsatan tasarımlar, bir sanat akımından ilham alınarak hazırlanan koleksiyonlar ve moda tasarımcısı-sanatçı işbirlikleri moda imzalı bu mesajı hepimize iletti. Dolce&Gabbana, Chloé ve Basso&Brooke defilelerinde arzı endam eden elbiselerin üzerindeki fırça darbeleri, izleyenleri bir sergi açılışındaymış gibi hissettirdi. Viktor & Rolf, Comme des Garçons ve Marc Jacobs koleksiyonlarının sürrealizm ilhamlı eserleri, Elsa Schiaparelli’ye saygılarını sundu.
Sanat, modaya ilham perisi olmakla kalmadı; sanatçılar da bizzat moda tasarımcılarıyla birlikte çalıştı. Louis Vuitton koleksiyonu için çağdaş sanatçı Richard Prince’le ortaklaşa çalışan Marc Jacobs ve New York merkezli tasarım ekibi 2x4’le Prada ve Miu Miu koleksiyonları için işbirliği yapan Miuccia Prada sayesinde farklı disiplinlerin dehaları buluşmuş oldu.
Tüm bu gelişmeler, 1977 yılında sanatın geleceği konusundaki fikri sorulduğunda “Moda sanat diye bir kavramın ortaya çıkacağını düşünüyorum” diyen pop art akımının yaratıcısı Andy Warhol’un sezgilerinin ne kadar kuvvetli olduğunu kanıtlar nitelikte. Yüksek kültür mensubu sanatın popüler kültür öğelerini içinde barındıran modanın emrine amade olması kimilerinin hoşuna gitmese de, moda sanatı seviyor!

Elsa Schiaparelli’ye saygılar
Modayla sanatın flörtüne ilk tanık oluşumuz değil bu. İtalyan moda tasarımcısı Elsa Schiaparelli ve ezeli rakibi efsanevi Coco Chanel, bu iki disiplinin yaratıcı güçleri bir araya geldiğinde nelere kadir olabildiklerini bize ilk gösterenlerdi.
Schiaparelli, 1930’larda dönemin rasyonal ve ‘gerçek’ dünyasına karşı olan sanat akımı sürrealizmle harmanladığı tasarımları ve Jean Cocteau, Christian Bérard ve Salvador Dali gibi sanatçılarla yaptığı çalışmalarla modayla sanatın izdivacını gerçekleştirmişti. Coco Chanel ise 1922-37 yılları arasında Jean Cocteau’nun yazdığı birçok oyunun kostümlerini tasarlamıştı.
Sanat çevreleri genelde modayı can sıkıcı ve ehemmiyetsiz bulurken bir sanat akımı nasıl olmuştu da modaya kucak açmıştı? Sürrealizm, bilinaçaltında gizlenenlere olan ilgisini, vücudu saran kıyafetlerin altında nelerin gizlendiğini keşfetmeye adamıştı belki de. Modayla sanatın mutlu birlikteliğinde moda tasarımcısı olmasa hokkabaz, doktor, aşçı, yazar, zenginlerle düşüp kalkan bir fahişe veya bir rahibe olabileceğini söyleyen Elsa Schiaparelli’nin etkisi yadsınamaz. Tasarımlarıyla daima şaşırtmış olan Schiaparelli için kıyafetler birer sanat objesiydi. ‘Desk Suit’ adını verdiği çekmece şeklinde ceplere sahip döpiyes, Dali’nin ‘Lobster Phone’ adlı objesinden ilham alarak hazırladığı ıstakoz baskılı elbise, Jean Cocteau’nun çizimlerinden birine hayat veren ceket, Meret Oppenheim’ın önerisiyle tasarladığı kürk bilezik ve René Magritte’in ‘Ceci N’est Pas Une Pipe’ adlı resminden esinlenerek yarattığı traş sonrası losyonu şişesi Schiaparelli’nin ‘sanat’ objelerinden sadece birkaçı oldu. Onun sıradışı tasarımları, Jean Cocteau’nun “Sanat, çoğunlukla zaman içinde güzelleşen şeyler üretir. Buna karşın moda, daima zamanla çirkinleşen güzel şeyler üretir” sözünü çürütmeye yetti.

Yaşasın sanat
Moda ve sanat, Elsa Schiaparelli’den bu yana gizli gizli buluşup moda tasarımcılarının koleksiyonlarına beraberce sızmayı başardılar. Bu sezonsa birlikteliklerini resmiyete dökme kararı almışa benziyorlar.
Louis Vuitton’un baştan yaratıcısı Marc Jacobs, çağdaş sanatçı Richard Prince’in ‘Nurses’, ‘Jokes’ ve ‘Cheque’ adlı çalışmalarından esinlenerek koleksiyonunu Prince’le birlikte hazırladı. İkilinin yollarını kesiştiren, çıkış noktalarının ünlüleri dünyanın merkezinde gösteren popüler kültür olması. Jacobs ve Prince, bir tutam klişe ve kitsch’in yarattıklarına farklılık kattığının farkındalar. Louis Vuitton defilesinin açılışını yarı transparan hemşire kıyafetleri içinde yapan modeller, Prince’ın ‘Nurses’ resimlerine yapılan göndermenin en başarılı ve kitsch örneğiydi.
Sanat tarihi eğitimi almış olmasına rağmen bu konuda kendine çok güvenemediğini itiraf eden Jacobs, sanatçı arkadaşları sayesinde sanatta doğru veya yanlış olmadığını, sadece hislerin önemli olduğunu öğrendiğini söylüyor. Bu hisler sayesinde daha önce de sanatçılarla yaptığı işbirliklerinde başarıyı yakalaması şaşırtıcı değil. Stephen Sprouse ve Takashi Murakami’yle birlikte Louis Vuitton çantalara graffiti, çiçek ve gülen suratlı kiraz desenleri eklediğinde bu çantalar anında birer arzu nesnesine dönüşmüştü. Bu sezon da Prince sayesinde Louis Vuitton’un bağlı olduğu LVMH grubunun kasasına girecek olan nakit miktarının katlanarak artacağını tahmin etmek güç değil.
Bir diğer moda tasarımcısı-sanatçı birlikteliğinin sonucunda ortaya çıkanlar da en az Jacobs-Prince ikilisinin yarattıkları kadar heyecan verici oldu. Prada ve Miu Miu koleksiyonları için 2x4 adlı tasarım ekibiyle çalışan Miuccia Prada, ilkbahar/yaz sezonu için tasarladığı bol ilüstrasyonlu kıyafetler için tamamen düş kurmakla ilgililerdi diyor. Bayan Prada harika düşler kurmuş olmalı ki bizlere sezonun en güzel koleksiyonlarını sundu. Prada koleksiyonun peri ve çiçek desenli şifon elbise, pantolon ve bluzları sezonun en nadide parçaları oldu. Bunda modanın yenilikçi ve öngörülü patroniçesinin 2x4 ekibiyle ortaklaşa çalışmasının etkisi büyüktü. Ekibin Prada’nın New York, Broadway’deki mağazasının duvar kağıtları üzerinde çalışırken yarattıkları illüstrasyonlar, değişime uğrayarak yeni sezon koleksiyonunun desenlerinin ilham kaynağı oldu.
Kıyafetlerin üzerindeki periler, Prada’nın ‘Trembled Blossoms’ adını verdiği kısa filmlerde de karşımıza çıktı. Bu filmlerin ilkinde geçirdiği metamorfozun ardından baştan ayağa Prada kıyafet ve aksesuarlara bürünen bir peri rol alıyor. Bir böceğin Prada’nın art nouveau ilhamlı ayakkabılarına ve bir balığın Prada’nın renkli çantasına dönüşmesini izlerken tüm bunların gerçeğe dönüşmesini diliyor ve Miuccia Prada’ya bir kez daha hayran oluyorsunuz.



20/04/2008

Küçük Siyah Elbisenin İnşası



İlk kez 1926 yılında Coco Chanel tarafından yaratılan ve modanın gel-gitlerine karşı koyarak kült mertebesine erişen küçük siyah elbise, bu kez Afganistan kökenli İngiliz moda tasarımcısı Osman Yousefzada’nın yorumuyla karşımıza çıkıyor.


Osman Yousefzada’nın kıyafetlerle arasındaki tutkulu ilişki çocukluğuna dayanıyor. Londra’daki evlerinde terzi annesi dikim yaparken Osman da kız kardeşlerinin bebekleri için kıyafetler dikerdi. Yousefzada, Afganistan kökenli ailesinin beklentilerini karşılamak üzere Cambridge Üniversitesi’nde eğitim aldı ve yatırım bankacılığı yapmaya başladı. Üç buçuk yıl bu alanda çalıştıktan sonra hayallerinin peşinden koşmaya karar verdi. Moda tasarımı eğitiminin ardından kendi deyimiyle ‘zamansız’ kıyafetler tasarlamaya başladı. Drape ve kesim ustası Yousefzada, kadın vücudunu bir heykelmiş gibi gösteren keskin hatlara sahip tasarımlarını etnik öğelerle birleştirdiği için etnik mimar olarak anılıyor.


Mango için küçük siyah elbise koleksiyonu hazırlamak senin fikrin miydi?
Mango, ilkbahar-yaz şovuma sponsor olmayı teklif ettikten sonra onlar için bir koleksiyon hazırlama fikri ortaya çıktı. Zaten doğru markayla ortaklaşa çalışarak tasarımlarımın daha geniş bir kitleye ulaşmasını istiyordum. Mango’nun da bunu gerçekleştirmek için çok iyi bir marka olduğunu düşündüm. Küçük siyah elbise koleksiyonu yaratmaksa tesadüfen ortaya çıktı. Amerikan Vogue dergisi senin küçük siyah elbiseyi yeniden icad ettiğini yazdı.
Kült statüsüne ulaşmış olan bir elbiseyi yeniden yorumlamanın zorlukları oldu mu?
Kısıtlı bütçeyle üretim yapan genç bir tasarımcı olduğum için kumaş seçeneklerimin de sınırlı olmasına alışkınım. Bu yüzden her koleksiyonumda ağırlıklı olarak siyah renge yer veriyorum. Küçük siyah elbiseye yorum katmak zorlu olsa da çok keyifliydi. En azından tecrübelerime dayanarak siyah kumaşa nasıl farklılık katılacağını biliyordum. Sonuçta yarattığım koleksiyon o kadar başarılı oldu ki satışa çıktığı anda raflar boşaldı.
Küçük siyah elbiseyi nasıl yorumladın?
Küçük siyah elbise zamansız bir klasik. Ben de tasarımlarımla daima o zamansızlık hissini yaratmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman cicili bicili kıyafetler tasarlamadım. Mimari detayları olan, vücuda bir heykel görünümü veren tasarımlar yapıyorum. Bu koleksiyonu tasarlarken de kendi tasarımlarımda izlediğim yoldan gittim.
Kendi koleksiyonlarında olduğu gibi küçük siyah elbise koleksiyonunda da Afgan kökeninin etkisi oldu mu?
Tasarımlarımın etnisiteyle yakın bir ilişkisi olduğu su götürmez. Vogue dergisinin beni etnik mimar olarak adlandırmasının sebebi de bu zaten. Afgan kökenim bu koleksiyon için de ilham kaynağı oldu tabii ki.
Mango, bir önceki sezon Penelope ve Monica Cruz kardeşlerle birlikte çalışarak onların tasarladığı koleksiyonu satışa sundu. Onlar ünlü oldukları için böyle bir işbirliği yaptılar, sen ise moda tasarımcısı olduğun için. Mango’nun onların ardından sana yaklaşmasından rahatsızlık duydun mu?
Markalar, satışlarını artırmak için ünlü isimlerle birlikte çalışıyor ve bunu doğal karşılıyorum. Benim koleksiyonumla onlarınki arasında çok büyük bir fark var. Tasarım yapmak benim için çok doğal bir şey, hayatımın bir parçası.
Modadan ziyade tasarım fikriyle koleksiyonlarını yaratıyorsun. Bu düşünce tarzı yarattıklarına nasıl yansıyor?
Tasarımlarımı form ve fonksiyon üzerine kuruyorum. Kumaşın vücudu ne şekilde sardığı benim için çok önemli. Daima vücudu daha güzel gösterecek tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de tasarımlarımın belirli bir forma sahip olmalarının yanı sıra fonksiyonel olmalarını da hedefliyorum.
Farklı kültürlerden aldığın motifleri tamamen yeni ve modern bir şekilde yorumlayarak tasarımlarına katımayı nasıl başarıyorsun?
Bunu söylersem sırrımı açıklamış olurum. Sadece uyumsuzlukları çıkarıp istediğim formu yakaladığımı söyleyebilirim.
Farklı bir kültürel geçmişe sahip olmak tasarımlarını nasıl etkiliyor?
Hiçbir zaman aidiyet duygusu taşımadım. Bir yere aidiyet hissetmediğinizde gözlemlemenin daha kolay hale geldiğini düşünüyorum çünkü ancak o zaman bir yabancı gibi hissediyor ve gözünüzü dört açıyorsunuz.
Kesim ve drape konusunda oldukça başarılısın. Bu yüzden işlerin bir mimari yapıyı andırıyor. Yine de tasarımların çok feminen. Tasarımlarınla feminenliği mi yoksa seksiliği mi desteklemeyi hedefliyorsun?
Güçlü silüetler yaratmayı seviyorum. Bu yüzden tasarımlarım keskin hatlara sahip. Farklı kesimlerle hem feminenliği hem kadınsılığı vurgulamaya çalışıyorum.
İlkbahar-yaz koleksiyonunu nasıl tanımlıyorsun?
Koleksiyonu tasarlamaya başladığında dayanak noktaların nelerdi?Koleksiyon, kabilelere ait öğelerle Bauhaus etkisinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıktı. Koleksiyonu en iyi özetleyen Amerikalı mimar Louis Sullivan’ın ünlü cümlesi “Form, fonksiyonu takip eder.” Bu yüzden, koleksiyondaki her parçayı tasarlarken onun nasıl bir amaca hizmet edeceğini düşündüm.
Son iki koleksiyonunda geçtiğimiz sezonlardan farklı olarak volüme yer verdin. Tasarım anlayışın farklı bir yöne doğru mu yol alıyor?
Hacimli kesimlerle sert ve keskin hatları karıştırmaya başladım. Bu ‘body conscious’ tasarımlarımdan vazgeçtiğim anlamına gelmiyor. Belli belirsiz hacimlerle de vücudun heykelsi duruşunu öne çıkarabiliyorum.
Modanın geleceği konusunda neleri öngörüyorsun?
Bence gelecekte Selfridges’e alışveriş yapmaya gittiğinizde bir makinenin içine gireceksiniz. Ölçülerinizi alan makine, sizin seçtiğiniz kumaşlarla istediğiniz kıyafeti anında dikip hazır hale getirecek. Yine de el yapımı giysiler her zaman var olacak.
Önümüzdeki sonbahar-kış sezonu için hazırladığın koleksiyon Vakko’da satılmaya başlayacak. Bu koleksiyonun teması nedir?
Japon ve Budizm etkilerinin görüldüğü koleksiyona ‘İlahi Göçebeler’ adını verdim. Bu koleksiyonda ilk kez katmanlı kesimlere yer verdim. Tasarladıklarım kat kat görünse de vücut hatlarını vurguluyor.