16/09/2008

Moda mı sanattan? Sanat mı modadan?


Dada onların dedesi. Kendilerini kariyer stratejisiz kamikaze pilotlarına benzetiyorlar. Gamze Fidan, Cansu Aybar ve Zeynep Turuthan, ‘biricik’ üretimler sundukları Kop-Art’ı anlatıyorlar.

Kop-Art giysi sattığınız bir dükkan olmanın ötesinde Dadacılıkla sıkı fıkı ilişkisi olan bir sanat akımı. Bir Kop-Art manifestosu hazırlayacak olsanız ilk maddesi ne olurdu?
2006 yılında Hafriyat'ta yer alan ‘Müdahale’ isimli sergiye (aynı zamanda ilk sokak sanatı sergisi) ‘DaDa Bizim Dedemiz’ konseptli çalışmamızla katıldık. Bu, DaDa nidasını bilinçle sarf ettiğimiz ilk motto olmasına rağmen, aslında kolektifimiz daha doğmadan da yaptığımız hazır işler, fanzinler, defterler ve pek çok çalışmamızda kolaj, anlamdışılık, şiir ve saçmaya vurgu yapıyorduk. DaDa sevgisiyle dolu tüm bu çalışmalar, Kop-Art'ın mayasında bolca yer aldı. Bizim zaten on maddelik bir manifestomuz bulunuyor. Her maddede DaDa'nın kural tanımazlığı, sistem karşıtlığı ve anarşist tavrına göndermeler olmasına karşın, son madde olan 'Yaratıcılığın elçileri hayatla sanat arasındaki sınırları tanımaz' DaDa'yla bütünleşmemizin en güzel örneği.

Trendlere aldırmadan ve hatta onları ciddiye almadan tasarım yapıyorsunuz. Bu anarşist tavrı nasıl koruyabiliyorsunuz?
Sizin de belirttiğiniz gibi, en başından beri ‘mainstream’ tasarım anlayışının dışındayız. Trendleri bilinçli olarak es geçiyor ve ciddiye almıyoruz. Bunun icin en ufak bir çaba harcamıyoruz. İçimizden geldigi gibi, kişisel ve sanatsal vizyonumuzu yansıtmak için yaratıyoruz. Anarsişt tavrı korumanın ağır bir bedeli de var tabii. Uzun yıllardır maddi kazanım hayal etmeden, kariyer stratejisiz kamikaze pilotları gibi yaşıyoruz. Hatta, mekanımızda yer alan çalışmalarımız ‘biricik’ üretimler olmalarına rağmen gerçek bedellerinin altında, mütevazı bedellerle ‘alıcı’sını bekliyor. Bizim için satmanın da ötesinde, o çalışmanın doğru kişiyle buluşması önem taşıyor.

Underground olarak ortaya çıkan tüm hareketler eninde sonunda mainstream hale geliyor. Sizin mainstream olmak gibi bir kaygınız var mi?

Ana akım olmak gibi bir kaygımız yok. Ancak, kendimizi seslenebileceğimiz insanlara tam olarak duyuramıyoruz. Daha çok ilgi görmek, tanınmak ve yaratımlarımızın daha çok insana ulaşması bizi hem memnun eder hem de tetikler.


P(art)i organizasyonlarınızı ne sıklıkta gerçekleştiriyorsunuz? Bu p(art)ileri farklı kılan ne oluyor?
Her yıl en az bir p(art)i yapmak istiyoruz. Mekanımız 2006 yılında açılmadan önce, gece kulüplerini tek gecelik galeri, hatta butik olarak değerlendiriyorduk. Bir Kop-Art p(art)isini farklı kılan şey, p(art)inin özel konseptinin çok katmanlı olarak (üst baş, video-art çalışmaları, enstelasyonlar, zamanın ilerisinde müzikler, performans ya da happenningler ve avangart mekan tasarımlarıyla) işlenmesidir. Kop-Art'la işbirligi yapan pek çok sanatçının da katkılarıyla, p(arti)ye katılan kişilere bir gecelik de olsa -piyasa yapmanın ötesinde-anlamlı bir deneyim yaşama şansı verir.

Tasarladığınız giysileri kimlerin giymesini istiyorsunuz?
Onlara bizim verdiğimiz değeri veren, taşıyabilen, ‘biricik’lerin.

Kop-Art'ın 'ziyaretçilerini' neler bekliyor?
Çok katmanlılık (hazir-iş'ten giysiye, fanzinden, retrospektif enstelasyon parçalarına, aksesuardan flyer ve sticker’a uzanan fikirler, uygulamalar), campy gusto, samimiyet, eşsiz parçalar, kediler, sürprizler.


Time Out Ekim'08

15/09/2008

İtinayla eğlenceli ayakkabılar yaratılır


Cicci Cocco markasının yaratıcısı Bilge Köprülü, giyenleri gülümseten ayakkabılar tasarlıyor.

Tasarladığın ayakkabıların esprili ve oyuncu bir yanı var. Satın alanlara neler anlatıyor bu ayakkabılar?
Cicci Cocco’nun isminde bile insanı gülümseten bir etki var. Tasarımlarım neşeli ve naïf. Renklerin de hayatımızda olması gerektiğini, alıştığımız kalıplardan uzaklaşabileceğimizi ve daha cesur olabileceğimizi anlatıyorlar bence.

Hem estetik görünen hem de rahat ayakkabılar bulmak oldukça zor. Sen tasarımlarında rahatlığa öncelik veriyorsun. Ama estetikten de vazgeçmiyorsun. Rahat ve estetik ayakkabılar yaratmanın çok az tasarımcınn bildigi ozel bir formülü mü var?
Kadınların estetik uğruna acılarını hissetmeme kabiliyetlerine inanamıyorum. Rahat ve estetik ayakkabı tasarlamanın çok da özel bir formülü yok aslında. Neredeyse bütün modelleri kendim de kullandığım için giyemeyeceğim, rahat edemeyeceğim ya da beğenmeyeceğim bir ayakkabıyı tasarlamıyorum.

Özel sipariş üzerine de ayakkabı tasarlıyorsun. Daha çok ne tür talepler alıyorsun?
İnsanlar çoğunlukla yapamayacağım şeyler talep ettikleri için her talebi değerlendiremiyorum malesef. Benim özel siparişle anlatmak istediğim, o kişiye uygun gördüğüm ayakkabının yapımı. Ben insanların hayallerindeki ayakkabıyı gerçeğe dönüştürecek kişi olmak istemiyorum. Şu ana kadar neredeyse sadece özel erkek ayakkabısı siparişi yaptım.

Erkeklere mi yoksa kadınlara mı tasarım yapmak daha zevkli?
Tasarım yapmak benim için öncelikli olarak insanların ihtiyaçlarına cevap verebilme amaçlı. Bunu yapabiliyorsam her şey daha keyifli oluyor. Kadınlar bir şekilde erkeklere göre daha şanslı; daha çok seçim hakları var. Bu yüzden erkekler için ayakkabı tasarlamayı daha keyifli buluyorum.

Ne tür ayakkabılar giymeyi seviyorsun? "Asla giymem" dediğin modeller var mi?
Jelly shoes. Bu da, o suni koku, plastik ve petrole karşı hissettiğim soğuklukla ilgili sanırım. Giydiğim ayakkabılar ise, belli bir döneme aidiyeti olan kendi tasarımlarım ya da o anda en sevdiğim rengi anlatan modeller oluyor. Ayakkabılar, hayatla ve insanlarla iletişimimi kolaylaştırıyor

Sence kadınlar neden ayakkabılara karşı koyamıyorlar?

Ayakkabıların tıpkı bir peri masalındaymış gibi onları düşledikleri karaktere dönüştürebilme yetisine sahip olduğunu düşünüyorlar. Bir kadın beğendiği ayakkabıyı ayağına giyince sanki birden dünya duracak, bütün gözler onda olacak gibi hissediyor. Bu, yeni alınan bir elbiseyle yaşanmıyor bence. Ayakkabıya dair istisnai bir his. Belki de yeryüzüne değdiğimiz tek nokta olmasıyla başlayan farklı bir durum.
Time Out Ekim'08

14/09/2008

KAŞMİR AŞKINA


Kaşmiri orta yaş üstü ve pahalı imajından kurtarmak için son derece cool çizgilere sahip kaşmirler tasarlayan Esra Bezek, sahip olduğu ürünlere bayılan milyonlarca aşığının olmasını istiyor.

Nereden aklına geldi kaşmir gibi lüks bir ipliği kullanarak tasarım yapmaya başlamak?
Parsons’da okurken hazırladığım projenin üstünde çalışırken kaşmirle ilgili bir şey yapmayı aklıma koymuştum. Triko üreticisi bir arkadaşıma kesinlikle kaşmirle ilgilenmesini söylerken de kendimi işin için buldum. Bu kadar değerli ve özel bir iplikle çalışmak gerçekten keyif verici. Sanırım beni heyecanlandıran da bu oldu. Ayrıca, sahip olduğu pazar değeri ve değişen tüketici talepleri de kaşmiri benim için cazip kıldı.

Kaşmir dendiğinde ilk akla gelen klasik kesimli hırkalar ve kazaklar oluyor. Senin tasarımlarınsa bu algıyı tamamen değiştirir nitelikte. Bir klasiğe hayat öpücüğü vererek onu daha genç ve cool hale getirmeyi nasıl başardın?
Cashmere In Love ile hedefim, kaşmir sevenlerin sayısını artırmak ve kaşmiri uzak, klasik, daha çok orta yaş üstü ve pahalı görüntüsünden kurtarmak. Bunu modern detaylarla, renklerle ve farklı yaklaşımlarla yarattığımız koleksiyonlarla sağlamaya çalışıyoruz.

Kimler Cashmere in Love giymeyi tercih ediyor?
Öncelikle kaşmiri tanıyan ve sevenler ama aradığını bulamayanlar. Kaşmiri tanıdıkça sevebilecek olanlara ulaşmak ve onları da kaşmir aşığı yapmak istiyorum.

Butiğin Nisantaşı'nın en işlek caddelerinden birinin üzerinde bir apartman dairesinde. Burayı seçmenin sebebi biraz niş kalmak istemen mi?
Açıkçası ekibimizi oluşturmadan, kalitemizi ve sistemimizi kurmadan sokak üstü veya AVM’lerde bir konumlamayı erken buldum. Ama bu süreçte de merkezi ve şık bir noktada olmak gerektiğinin önemini bilerek Teşvikiye Caddesi’nin işlek bir noktasını seçtik. Cashmere In Love, birçok noktaya dağıldığı zaman da niş kalacak. Bunu, az sayıda üretilen parçalar, çeşitlilik ve gerçekten önem verdiğim kaliteyle sağlayacağım.

Cashmere in Love'la ilgili en büyük hayalin nedir?
Tek hayalim, dünyanın birçok noktasında Cashmere In Love giymekten mutluluk duyan, sahip olduğu ürünlere bayılan milyonlarca aşığımızın olması.

Herkesi kaşmir aşığı yapmak için tek bir cümle söyleyecek olsan bu ne olurdu?
Kaşmire kelimelerle değil, dokunarak aşık olursunuz. Ona aşık olmak için onu hissetmeniz gerekir.
Time Out Ekim'08

10/09/2008

FASHION WITHOUT BORDERS

ANN DEMEULEMEESTER
Eğitimini, avangart modanın ana vatanı Belçika’daki Antwerp Moda Akademisi’nde alan Ann Demeulemeester, geleneksel tasarım anlayışının fersah fersah ötesinde yer alan bir tasarımcı. Demeulemeester, 80’lerde isimlerinin telefuzu birbirinden zor, tasarımları, trendlere boyun eğmeyen altı tasarımcıdan oluşan ‘Antwerp Six’ grubunun üyesiydi. ‘Benim için siyah ozanların rengidir ama beyaza da ihtiyacım oluyor. Tıpkı siyah-beyaz bir fotoğraf gibi. Tasarımlarıma gereksiz süslemeler eklemeyi sevmiyorum. Saflık daha çok hoşuma gidiyor’ diyen tasarımcının yeni koleksiyonu tüm bu prensipleri içinde barındırıyor.

ASHISH
Ashish Gupta, yarattığı tarzı ‘Renkli ve pullu olan her şeyi kapsıyor’ diyerek tarif ediyor. Bu parlak tarza göz alıcı desenler, asit renkler ve retro spor giyim öğelerini eklerseniz tasarımcının eğlenceli ve kitsch dünyasına girmeye hak kazanacaksınız. Hindistan doğumlu olan Gupta, doğu ve batı kültürünü harmanlayarak müthiş işçilik gerektiren tasarım harikası kıyafetler yaratıyor. Geçtiğimiz yıl, Tori Amos’a dünya turnesinde Ashish imzalı kıyafetler eşlik etti ve tasarımcıya göre böylesi muhteşem bir kadının kendisini tercih etmesi hayatının yönünü değiştirdi. Madonna’nın da Confessions on a Dance Floor turnesinde Ashish tasarımı parlak siyah bir bomber ceketle sahnede parladığını söylemiş miydik?

MONCLER

1952 yılında Fransa’da kurulan Moncler, ilk yıllarında çadırlar, dağcılık kıyafetleri ve uyku tulumları üreten bir markaydı. Kullanışlı ve şık kayak kıyafetleri satmaya başlamasıyla birlikte marka, Alpler modasının ayrılmaz bir parçası oldu. Moncler, 80’li yıllarda şehre inip Milano sokaklarının ‘must-have’ parçasına dönüştükten sonra her türlü kıyafetin tamamlayıcısı oldu. Bu sezon, farklı kesim ustası Giambattista Valli Moncler’in Gamme Rouge koleksiyonunu hazırladı. Koleksiyonu ‘Jackie O. dağlarda’ olarak yorumlayan Valli, couture yaklaşımını Moncler gibi bir markaya uyarlayabildiği için çok mutlu olduğunu söylüyor. Techno-couture olarak tanımladığı tasarımlar, heykelsi görünümleriyle birer arzu nesnesi.

RODARTE
2005 yılından bu yana moda sahnesinde yer alan Rodarte’ın her bir tasarımı couture işçiliğine yaraşır bir zanaatkarlık harikası. Her şey, markanın yaratıcıları Kate ve Laura Mulleavy’nin 10 parçalık ilk koleksiyonlarını New York’a getirmeleriyle başladı. Kısa süre sonra ikili, Women’s Wear Daily’nin kapağındaki yerlerini aldılar. Amerikan Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni Anna Wintour da isimlerini övgüyle zikredince Rodarte’ın başarı grafiği daha da yükseldi. Moda guruları tarafından büyüleyici olarak adlandırılan Rodarte’ın yeni koleksiyonu, Japan korku filmlerinden ilham alınarak hazırlandı. İkili, ‘Beklenenin aksine korku filmleriyle aramızda aşk ilişkisi var’ diyor. Korku filmlerinin böylesi büyüleyici bir etki yaratmasını bekler miydiniz?

VIVIENNE WESTWOOD RED LABEL
Vivienne Westwood’u İngiliz modasının egzantrik karakteri olarak tanıyor olabilirsiniz. Dame Westwood’un ‘egzantrik’ sıfatına layık görülmesinin tek sebebi trendlere meydan okuyarak yarattığı zamansız ve yaratıcı kıyafetler değil tabii. 70’lerde Kings Road’da Malcolm McLaren’le birlikte açtığı butikte punk akımını yaratan Westwood, o günlerden bu yana anarşist tavrından hiçbir şey kaybetmedi. Her defilesinde bu tavrı ortaya koyan bir mesaja yer vermekten çekinmiyor. “Kıyafetlerim kendilerini sizi satmaya çalışmazlar. Eğer onları isterseniz sizi inanılmaz derecede güçlü kılarlar” diyecek kadar güveniyor tasarımlarına.
Red Label, tasarımcının daha ulaşılabilir fiyatlarla satılan ‘line’ı. Bu sezon, Red Label’ı ilk kez London Fashion Week’de bir defileyle sunan Westwood, ekose, tüvit ve asimetrik kesimlerle huzurlarımızdaydı. Defilenin sonunda herkesin aklından geçen tek bir cümle vardı: ‘Long live Dame Viv!’


Harvey Nichols Magazine 06

28/08/2008

Donatella Versace


Donatella Versace, Versace markasıyla kıyafet, aksesuar, mücevher, otel ve arabadan oluşan bir İtalyan rüyası sunuyor. Herkesi bu rüyanın bir parçası olmaya davet ediyor.

Kısa süre önce i-D dergisine verdiğiniz röportajda “Lüks paha biçilemez. Piyasa, ayrıcalık, lüks ve zenginliğe doğru yol alıyor” demiştiniz. Buna göre, Versace markasını nasıl konumlandırıyorsunuz?
Versace’yi İtalyan lüks markalarının en büyüğü olarak görüyorum. Tasarımların DNA’sında antikten moderne İtalyan kültüründen öğeler bulunuyor. Versace olarak ayrıcalık ve kaliteye değer veriyoruz. Bu prensibimizi korumaya devam edeceğiz.
Kardeşiniz Gianni, Versace’yi 1978’de kurdu ve markasıyla birlikte modanın en çok tanınan yüzlerinden biri oldu. Siz de onun özel mankeni ve ilham perisiydiniz. Bu kadar başarılı bir erkek kardeşin yol göstericiniz olması tasarım felsefenizi nasıl etkiledi?
Bu, muhteşem bir tecrübeydi. Çünkü Gianni harika bir öğretmendi. Benim gözümde ünlü bir moda tasarımcısı olmaktan ziyade abimdi. Bunun için onunla müthiş bir işbirliği içinde çalıştık. Ondan çok şey öğrendim. Tasarım anlamında ondan aldığım en büyük ders, kendine inanmanın çok önemli olduğu.
Gianni Versace’nin trajik ölümünden sonra bir anda her şeyin başına siz geçtiniz. Her şeyi kolayca ele almayı nasıl başardınız?
Eğer bu geçiş kolay gibi gözüktüyse bu, bizim gerçeği saklamayı çok iyi başardığımız anlamına gelir. Aslında hepimiz büyük bir şok yaşamıştık ve her şeyin altından kalkmak çok zordu. Ama başka bir seçimimiz yoktu. Tam da onun isteyebileceği şekilde davrandık.
Versace 1980’lerde kadınları fevkalade gösterişli ve kışkırtıcı kıyafetlerle tanıştırdı. Marka sizin ellerinizde farklı şekillenmeye başladı. Sizin kattığınız elegansla birlikte daha sofistike hale geldi. Markayı farklı bir seviyeye taşımaya nasıl karar verdiniz?
Söylediğim gibi Gianni, kaliteli ve değerli bir şey yaratacaksam kendime inanmam gerektiğini öğretti. Onun ölümünün ardından kendi tarzımı bulmak için çok uğraştım. Zaman içerisinde kendime güvenmeye başladım ve markanın zamanın ruhuna ayak uydurması gerektiğini anladım. Versace 80’lerde tamamen abartı ve şatafatla ilgiliydi. 21. yüzyılda daha sade ve ölçülü bir şeylere ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Sizin de söylediğiniz gibi marka böylece elegan ve sofistike hale geldi.
Defilelerinizden birinin sonunda Karl Lagerfeld sizin için “Son 10 yılda Versace imajını koruyarak çok iyi iş çıkardı” dedi. Geçen yıllarda Versace’yi nasıl yeniden yorumladınız?
Duyarlılık ve cazibe daima Versace’yi tanımlayan kelimeler oldu. Ben de markanın bu yönünü koruyarak onu tekrar tekrar keşfedebileceğimizi anladım. Tek yaptığım sofistike ve duyarlı Versace imajını yeni bir jenerasyon için yorumlamak.
Versace, 1980’lerden bu yana günlük giyimde bile cazibeyle bağdaştırılan bir marka. Versace kadınına günlük giyimde neler sunuyorsunuz?
Versace’nin günlük kıyafetleri, kadın vücudunu en güzel şekilde göstermek üzere en iyi kalite kumaşlar kullanılarak tasarlanıyor. Kesim ve form konularında da çok titiziz.
Asla topuklu ayakkabı giymediğinizi söylemiştiniz. Baştan ayağa Versace giymeyi seviyorsunuz. Sizi bakımlı sarı saçlarınız, parlatıcılı dudaklarınız ve göz alıcı mücevherleriniz olmadan düşünmek imkansız. Tasarımlarınızı kendinize benzeyen kadınları için mi yapıyorsunuz?
Versace look’unu taşıyabilecek kadar kendine güvenen kadınlar için tasarım yapıyorum. Hayalimdeki Versace kadını, seyahet etmeyi seven, entellektüel ve tecrübeli. Aslında ben her kadın için tasarım yapıyorum. Çünkü kıyafetlerinin onu harika göstermesini istemeyecek bir kadın olduğunu sanmıyorum. Hem kendim hem de farklı ülkelerdeki kadınlar için kıyafetler tasarlıyorum. Bu arada sarışın olmaları gerekmiyor. Sarışınlık Gianni’nin 11 yaşımdayken bana yakıştırdığı bir şeydi ve o günden bu yana üzerime yapıştı.
Amerikan Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni Anna Wintour, Gianni Versace’nin medyanın ilgisinin tadını çıkarırken bu ilgiyi idare edebildiğini ve herkesin onun izinden yürüdüğünü söylemişti. Elton John ve Prenses Diana gibi ünlüler onun yakın arkadaşlarıydı. Markayı desteklemek adına ünlülerin gücüne inanıyor musunuz?
Ünlüler söz konusu olduğunda Gianni tam bir öncüydü. Markaya olan ilgiyi artırmada onların çok önemli olduğunu biliyordu. 1991 yazında dönemin en ünlü mankenlerine defilesinde yer vererek süper model fenomenini yaratan da Gianni oldu. Ben de son yıllarda reklam kampanyalarım için Madonna, Demi Moore, Halle Berry ve Kate Moss gibi samimi olduğum ünlülerle birlikte çalışıyorum. Erkek kampanyalarında ise çok maskülen bulduğum Patrick Dempsey yer alıyor.
Markanın başındaki yaratıcı deha erkek kardeşinizken bondaj elbiseler, asit renkler ve vücuda yapışan pantolonlar Versace’yi özetleyen parçalardı. Siz abartılı süslemeyi azaltıp markaya nötr renkler, zarif kesimler ve yapısal silüetler kazandırdınız. İmzanız haline gelen tarzlar ve bu tarzları yaratan kilit parçalar neler?
İmzamız haline gelen tarzlar sürekli evrim geçirerek değişiyor. Ama kaliteye verdiğimiz önem ve insan vücudunu en iyi şekilde gösterme çabamız hiç değişmiyor. Genelde kesim ve kumaş konularında çok özenliyim. Bir kıyafet giyildiğinde onun nasıl hareket ettiği ve vücudun hangi bölümlerini daha güzel gösterdiğini bulmaya çalışıyorum. Bu sezonun hit parçası asimetrik kesimli bir kokteyl elbisesi.
Moda çok değişken olduğu için en tepede kalmak oldukça zor. Versace’nin başarısını nasıl koruyorsunuz?
Yaptığım işi severek ve ona inanarak. Büyük bir tutku ve bağlılıkla çalıştığında markanın başarısını garantilemiş oluyorsun.
Son zamanlarda moda dünyasının en çok konuşulan isimlerinden biri olan Christopher Kane, sizden büyük destek gördü. Kendi ismini taşıyan markası için koleksiyon hazırlamanın yanı sıra Versace’nin couture koleksiyonunda da sizinle birlikte çalışıyor. Bu genç yeteneği desteklemeye nasıl karar verdiniz?
Versace, daima genç ve yeni yetişmekte olan moda tasarımcılarına dikkat etmenin önemini bilen bir marka oldu. Kendi kurallarını yazdıkları için onları izlemek gerçekten heyecan verici. Modanın geleceğinin, bu genç yetenekler olduğunu düşünüyorum. İşte bu yüzden, İngilitere’de genç tasarımcıları keşfetmek için yapılan Fashion Fringe yarışmasında başkan olarak görev alıyorum.
Sonbahar-kış koleksiyonunuz güçlü kesim teknikleriyle hazırlanmış terzilik harikası parçalardan oluşuyor. Sizce sezonun en güçlü ‘look’u hangisi?
Dalgalanan pilileri grafik şeritlerle kontrol altına alınarak üç boyutlu bir etkinin yaratıldığı mini elbiseleri beğeniyorum. Ayrıca, hacimli kısa paltolar ve uçuş uçuş jarse gece elbiseleri de çok güzel.
Bu sezonki koleksiyonunuz için Berlin’de yaşayan sanatçı Timothy Roeloffs ile birlikte çalıştınız. Roeloffs’un kolajları eflatun, fuşya ve sarı elbiseleri süsledi. Sanat ve moda arasındaki ilişki hakkında görüşleriniz neler?
Son zamanlarda birçok moda tasarımcısı sanatçılarla iş birliği yapıyor. Ben her zaman sanat dünyasını takip ederdim. Tim’in işlerini gördüğüm anda onların benim tasarımlarımla nasıl bütünleşeceğini hayal ettim. Ondan Versace ikonografisini klasik imgelerle birleştirmesini istedim. Yarattığı işler o kadar ilham verici oldu ki bu sezonki mücevher koleksiyonumu hazırlarken üç modern sanatçıyı da işin bir parçası haline getirdim. Julian Schnabel, Marc Quinn ve Wangechi Mutu, Versace’ye özel takılar tasarladılar.
Versace, müşterilerine kıyafetler, aksesuarlar, mücevherler, ev aksesuarları ve otellerden oluşan tamamen markalı bir hayat tarzı sunuyor. Markanız için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
Versace’nin lifestyle markası imajını daha da geliştirmeyi hayal ediyorum. Mesela, kısa bir süre önce yeni bir Versace Lamborghini yarattık. Aynı zamanda Versace otelleri projesi de beni çok heyecanlandırıyor.
Hiç İstanbul’a geldiniz mi? Türk kadınlarının stili hakkında bir fikriniz var mı?
Evet, İstanbul’a geldim ve şehrinizi çok ilham verici buldum. Kültür ve tarih bakımından zengin olduğu kadar enerjik ve modern. İki kıtayı birbirine bağlamasının bu şehri çok özel kıldığını düşünüyorum. Bana göre ‘Türk kadını’ veya ‘İtalyan kadını’ gibi kategoriler yok. Seksi ve göz alıcı görünmek isteyen tüm kadınların yolu Versace’ye düşer.
Harvey Nichols Magazine 06