01/02/2009

Aksesuar dünyasının sürreal kahramanı

Dudak ve ruj şeklinde broşlar, hediye paketi görünümlü çantalar, istiridye cüzdanlar... Emel Kurhan’ın hayal dünyasının ürünü olan her şeye bayılmamak elde değil. İşte bu yüzden iflah olmaz bir Emel Kurhan hayranı olduğumu itiraf etmenin vakti geldi.

Emel Kurhan’a hayranlığım, yüzümü ergenlik sivilceleri bastığında Take That ve Backstreet Boys gibi boy band’lere karşı hissettiğim tapınma halinden farklıydı. Renkli dünyamın hislerine tercüman olan marka Yazbukey’in yaratıcısıyla ilk kez 2005 yılında bir moda dergisinin düzenlediği partide karşılaştım. O zamana kadar ablası Yaz’la birlikte tasarladığı aksesuarlara kalbimi kaptırmış, Emel’i de zihnimin ‘sürreal karakterler’ kategorisine çoktan yerleştirmiştim. Partide yanına yaklaşıp hayranlığımı sözcüklere döktükten sonra giydirdiği Coca Cola şişesinin fotoğrafını mail kutumda bulunca onun ‘şişkin ego’ hastalığından muzdarip tasarımcılardan olmadığını anlamıştım. Nişantaşı sokaklarında Yazbukey for Mavi çantamla yürürken karşılaştığımızda beni Starbucks’a kahve içmeye davet ettiğindeyse Emel’in biz ‘fani’lerden biri olduğuna inandım.

Hiç hayranlık duyduğun bir ünlü oldu mu? Duvarlara posterlerin asıldığı ‘ergen hayranlığı’ evresinden geçtin mi?
Çocukken Gene Kelly’yi cok severdim. Bir de Michael Jackson hayranıydım. Ama duvarlara posterler astığım bir dönem olmadı.

Şimdiye kadar hiç yolda durdurup ‘Ben sizin hayranınızım’ diyen oldu mu? Böyle şeyler olduğunda nasıl tepki veriyorsun?
Hayranlığını ifade edenler oluyor ve bu çok hoşuma gidiyor. Bir insanı beğendiğini söylemenin çok zor ve cesaret isteyen bir şey olduğunu düşünüyorum. Beni tanıyıp durduran insanlara her zaman vakit ayırıyorum. Bazen ne iş yaptığımı bilmeden de durduranlar oluyor.

Bunun nedeni saçının kesiminin ve giyim tarzının çok kendine has olması bence. Bu durum hayranlarının sayısının artmasına sebep oluyor mu?
Hayranları bilmem de Beyoğlu’nda bana benzeyen birkaç kız varmış. Arkadaşlarım uzaktan görüp ben olduğumu sanıyorlarmış. ‘Mini me’lere bir mesajım var: ‘Benim saçım heralde 1000 sene daha böyle kalır. O yüzden saç modelinizi değiştirin.’

Ne kadar zamandır böyle saçların? Nereden aklına geldi böyle cesur bir model?
Saçlarım bir dönem çok uzundu. Sıkıntı bastığı bir anda onları küt kestirdim. Ardından bir cinnet anında tekrar saçlarımı kestirmeye karar verdiğimde ablam Yaz kendisi kesmeyi teklif etti. 2001 yılından bu yana aynı modeli kullanıyorum ve her zaman erkek berberine gidiyorum.

Erkek berberi mi? Neden?
‘Röfle ister misiniz? Kaşlarınızı alalım mı?’ gibi sorularla karşılaşmamak için. Ayrıca, bu modeli en iyi erkek berberleri kesebiliyor. Nişantaşı’ndaki Kuaför Sadettin’e gidiyorum. Saçımı kesmesi 7 dakka sürüyor.

Yüzü tanınan bir insan olmak seni sürekli ilgi odağı haline getiriyor mu?
Hayır, gayet anonim bir hayat sürüyorum.

Bir keresinde büyüyene kadar hayatı masal, kendini de masal kahramanı sandığını söylemiştin. Masalının ismi nedir?
Chihuahualarin sihirli dünyası.

Benim için müthiş bir ilham kaynağısın. Başka kime ilham perisi olmayı isterdin?
İlham perisi olmak hoşuma gitti. Bunu kendime meslek edinebilirim.

‘Call me darling’ broşu, ‘Tic Toc’ kolyesi, ‘Blind Mouse’ çantası ve daha birçok oyunbaz, kitsch ve sürreal tasarımın yaratıcısısın. Bunları yaratmak için hayal dünyanı nelerle besliyorsun?
Antenlerimi hep açık tutmaya çalışıyorum. Aslına bakarsan birçok şeyle besleniyorum. Sevgilim Fatih benim için büyük ilham kaynağı. Ablam, arkadaşlarım, eski Amerikan müzikalleri, köpeğim Kumpir, sanat, seyahet etmek, kanaviçe ve sinema da bana ilham veriyor. Yeni ve ilgimi çeken herşeyi kaydetmeye çalışıyorum.

Kendini hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyorsun. Tasarladıklarınla ne tür hikayeler anlatmak istiyorsun bizlere?
Hayalini kurduğum her şeyin hikayesini anlatabilirim. Bunu illa tasarım yoluyla da yapmam gerekmiyor. Hikayelerimin en önemli özellikleri sarkastik ve eğlenceli olmaları. Hepsinde mutlaka pozitif bir yön olmasına da özen gösteriyorum.

Tasarımlarının modaya dil çıkaran bir yanı olduğunu düşünüyorum. Bir yandan modayla dalga geçen bir yandan da zamansız olma özelliğine sahip şeyler tasarlamayı nasıl başarıyorsun?
Sanırım tüm modacı ve tasarımcılardan kopuk olduğum için tasarımlarımın kendilerine özgü bir dili oluyor. Tasarımcı kelimesi bana fazla iddialı geliyor. Önemli olan bir titre sahip olmak değil. Tutarlı bir şekilde yaratıcı ve üretken olmanın önemine inanıyorum. Benim en çok değer verdiğim şey zamanda yer almak ve tarihe geçmek. Moda olmak gibi bir kaygım yok.

Uzun yıllar Paris’te yaşadın. Kendini bir İstanbullu gibi mi, yoksa Parizyen gibi mi hissediyorsun?

İstanbul’da yaşayan bir Parizyen gibi hissediyorum.
Time Out Şubat'09

07/01/2009

THE FASHION ANTIDOTE

A Parisian Beatnik

Blame it on Henry Ford and his mass production miracle, the assembly line. This genius inventor trained people on how to become uniform in 10 days by consuming mass produced rubbish. Consumers who studied hard and passed the test became the mentors of younger generations. This scary consumer culture gave way to the rise of today’s throw away fashion that is generated by high street stores. Mass produced throw away fashion proudly presents the polished looks of ex-newlywed Jessica Simpson, Gwen Stefani copy cat Christina Aguilera and ex-boho babe Sienna Miller. But, wait a minute. It’s too early to become hopeless about the future. There is still light at the end of the tunnel. We all know that there are people out there who are fed up with the same old looks the mass manufacturers provide. Just like the ones who resisted and rebelled against the mainstream in the past. It’s true that the vicious circle of fashion spins faster than ever and speed freak high street stores flog the same boring stuff to consumers, but revolt is in the air. Thank God, not everyone wants to be a part of the glitzy Barbie and Ken culture. Now, it’s time to look back and pull off the former counterculture tribes.
Are you ready to witness the inevitable reinvention of these tribes? New looks and fashions will emerge anchored in the Beatniks, grungies, punks, Goths and dancing queens of the past. You have to awaken your inside enfant terrible and stop this mass uniformity. All you have to do is to be daring and confident. Just look at the way the retro pin-up Dita Von Teese and the vampish fairy of the Long Blondes’ Kate Jackson dress. They are the chicks with real attitude who boldly incorporate the past looks to their style. While Kate is the Audrey Hepburn for the indie disco generation, Dita represents the retro-meets-goth style. They’ve found the antidote to mass production epidemic. Who says you can’t?


Dita Von Teese

Kate Jackson

Stil Avcıları

Trendleri tersten okuyup tümüyle kendine özgü bir tarz oluşturmak zor zanaat. Seda Yılmaz, tarzının DNA’sını çözmüş üç İstanbullu’ya alışveriş sırlarını sordu.

Ebru Şanlı (ATU Duty Free/Proje İş Geliştirme Departmanı)
Geçmişe ışınlanmayı sağlayan bir makine olsa kesinlikle 60’lı yıllara dönmek isterdim. O dönemin izlerini taşıyan kıyafetler giymeyi ve geçmişe atıfta bulunan detayları seviyorum. Bence Türkiye’de sıradışı ve kendine özgü kıyafetler tasarlayan tek marka Fatoş Ahunbay’ın yarattığı Derishow. Derishow’un (Bağdat Caddesi, No: 405/A Suadiye, Tel: 0216 360 51 79) zamansız tasarımları vazgeçilmezim. Machka’nın (Abdi İpekçi Caddesi, No: 29 Nişantaşı, Tel: 0212 219 19 36) eskiyi yeniden yorumlayan romantik tasarımlarını da tarzıma yakın buluyorum.

Londra ve Paris’te kıyıda köşede kalmış butikleri keşfetmekten büyük keyif alıyorum. Vintage kıyafetler için tek tercih ettiğim adres Londra. Brick Lane’deki Beyond Retro (110-112 Cheshire Street, London E2 6EJ, Tel: +44 20 7613 3636) özellikle elbise konusunda bir cennet. Rokit’de (42 Shelton Street Covent Garden, London, WC2 9H2, Tel: +44 20 7836 6547) her zaman çok iyi durumda ikinci el kıyafet ve aksesuarlar buluyorum.. En son Barselona’nın ara sokaklarında bulduğum küçük butiklere bayıldım. Raval bölgesindeki Wilde Vintage (Joaquim Costa 2, Barcelona) adlı butikten harika ikinci el güneş gözlükleri aldım. Güneş gözlüklerine ve ayakkabılara karşı koyamıyorum. İstanbul’da daha çok Beymen (Abdi İpekçi Caddesi, No:23/1 Nişantaşı, Tel: 0212 373 48 00), Harvey Nichols (Kanyon Alışveriş Merkezi, Levent, Tel: 0212 319 11 76) ve D&G’den (City’s Alışveriş Merkezi, Teşvikiye Caddesi, No: 162 Nişantaşı, Tel: 0212 373 23 50) alışveriş yapıyorum. Üzerimdeki elbiseyi Barselona’da ikinci el kıyafetler satan bir butikten aldım. Miu Miu çantam Beymen’den, ayakkabılarımsa D&G’den. Saatim Cartier imzasını taşıyor.


Hayal Pozantı (Sanatçı)
Küçüklüğümden beri ikinci el kıyafetler satan mağazaları gezmeye bayılıyorum. En orijinal parçaların buralarda bulunabileceğini düşünüyorum. Bu yüzden sürprizlerle dolu bit pazarlarını gezmekten büyük keyif alıyorum. Genelde hayalini kurduğum bir tasarımı görsel hafızama kaydetmiş olarak dolaşıyorum. Eğer ona yakın bir şey görürsem hemen satın alıyorum. Bu tasarıma hiçbir yerde rastlayamazsam da elimde olan parçaları terzi yardımıyla dönüştürüyorum. Yurt dışına gittiğimde mutlaka ufak butiklere ve yerel tasarımcıların mağazalarına uğramaya özen gösteriyorum. En son Stockholm’de alışveriş yapmak çok hoşuma gitti. Martin Margiela’nın Paris (25 Bis, Rue de Montpensier, Paris, 75001, Tel: +33 1 40 15 0755) ve New York’taki (803 Greenwich Street, New York, 10014, Tel: +1 212 989 7612) butiklerini ilham verici buluyorum. Bu butiklerin mekan tasarımları da en az giysiler kadar sıradışı. Ayrıca, Comme des Garçons’un guerilla store’larını da açıldıkları şehirlerde takip etmeye çalışıyorum. Minimum maliyetle dekore edilen bu mağazalar, bir yıl süreyle açık kalıyor ve Rei Kawakubo’nun avantgart tasarımlarına ev sahipliği yapıyorlar. Türk tasarımcılardan Gül Gürdamar’ın markası Eternal Child için yarattığı tasarımları etkileyici buluyorum. Bunun için Beymen (Abdi İpekçi Caddesi, No:23/1 Nişantaşı, Tel: 0212 373 48 00) mağazalarına gittiğimde mutlaka Eternal Child’a göz atıyorum. Çekimde üzerime giydiğim elbise İpekyol Twist (İstinye Park Alışveriş Merkezi, İstinye Bayırı Caddesi, Tel: 0212 345 50 05) tasarımı. Bu elbiseyi ters giyip, kuşağını göğüs altından bağlayarak kullanıyorum. Çantamı Rotterdam’da ikinci el kıyafetler satan bir mağazadan aldım. Bileziğim Yargıcı’dan (Valikonağı Caddesi No:30 Nişantaşı, Tel: 0212 225 29 12), kolyemse Brüksel’deki bir bit pazarından. New York’taki H&M (111 5th Avenue at 18th Street, New York 10019, Tel: +1 212 539 17 41) mağazasından aldığım kazağı ortasından kesip hırka haline getirdim. Paltomu da H&M’den aldım. Ayakkabılarım Dorothy Perkins’ten (Abdi İpekçi Caddesi, No:2 Nişantaşı, Tel: 0212 291 08 40), çocukluk şemsiyemse Perry Ellis imzasını taşıyor.


Bengisu Gürel (Stylist)
Moda çekimlerine hazırlanırken sürekli mağaza gezdiğim için moda ve alışveriş hayatımın ayrılmaz birer parçası. Alışveriş vahalarım, Beymen (Abdi İpekçi Caddesi, No:23/1 Nişantaşı, Tel: 0212 373 48 00), V2K (Abdi İpekçi Caddesi, No: 29/Z Nişantaşı, Tel: 0212 219 94 98), Topshop (Abdi İpekçi Caddesi, No:2 Nişantaşı, Tel: 0212 291 08 40) ve Nişantaşı’ndaki butikler.
Tasarımlarını oldukça cesur bulduğum Alexander McQueen’in butiğine (Abdi İpekçi Caddesi, No: 21 Nişantaşı, Tel: 0212 232 20 04) de uğramadan edemiyorum. Daima kıyafetlerle iç içe olduğum için beğeni eşiğim iyice yükseldi. Yani, mesleki deformasyon olarak adlandırabileceğim bu durumun sonucunda zor kıyafet beğenir oldum. Styling yapmaya başladığımdan bu yana vintage kıyafet ve aksesuarlara olan ilgim arttı. Eskiden onlara başkalarının eskisi gözüyle bakardım. Şimdiyse vintage bir elbisedeki zamansızlık hissine bayılıyorum. Bu yüzden artık ikinci el kıyafetler satan butikleri de gezmeye başladım. İstanbul’daki favorim Çukurcuma’daki Pied de Poule (Faik Paşa Yokuşu Çukurcuma, Tel: 0212 245 81 16). Pied de Poule’ün sahibi Şelale Gültekin’in şapka koleksiyonuna mutlaka görülmeli bence. Her an her yerde gözüme çarpan, stilime uydurabileceğimi düşündüğüm parçaları satın alıyorum. Gezdiğim her şehirde mutlaka kendime uygun bir şeyler buluyorum. Nice’deki Rue Paradis Caddesi üzerinde ünlü markaların arasına serpiştirilmiş olan küçük butikleri gezmek en büyük zevkim. Üzerimdeki hırka Beymen’den, triko kraliçesi Sonia Rykiel’in imzasını taşıyor. Bu aralar çok sık giydiğim taytımı da Beymen’den aldım. Bluzum annemin genç kızlığından kalma. Ayakkabılarım Gucci’den (Maçka Caddesi, Yeni Maçka Han, Teşvikiye, Tel: 0212 225 21 51), çantamsa Pied de Poule’den.

Travel+Leisure Ocak'09

21/12/2008

GALATA'NIN TADI


Gözden düşmüş Galata, etnik ve kültürel çeşnisinin tadına bakmak isteyenler sayesinde son zamanlarda ‘yükseliş devri’ni yaşıyor.

O zaman
“Galata’ya deryadan yokuş yukarı bir saatte çıkılır” demiş Evliya Çelebi. Mübalağa sanatının ustası olan seyyahın ‘Seyahatname’sinde yer alan bu bilginin, yazıldığı dönem için bile abartılı olabileceği söylenebilir. Lakin, bu harikulade semt, Abidin Dino’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Sait Faik Abasıyanık’tan Orhan Veli’ye kadar birçok sanatçıyı ağırlamış ve onlara ilham perisi olmuş. Yani, Galata’ya sahilden ulaşmak için değil 1 saat, 3 saat bile gerekebilir hikaye biriktiricilerine. Çünkü burası, tarihle yoğurduğu kıvrım kıvrım yokuşlarında, dar sokaklarında binbir hikaye gizler. Tarihçilerin “Cenova yıkılırsa buraya bakılarak yeniden inşa edilebilir” dedikleri Galata’yı böylesi özel kılan, semtin yüzyıllardır sahip olduğu etnik ve kültürel zenginlik. Burada Cenevizlilerin de Osmanlıların da izleri sürülebilir.


Kamondo Merdivenleri

Sadece, 14. yüzyıl ortalarında Cenevizliler tarafından inşa edilen Galata Kulesi’ne bakarak bile onların varlığını hissetmek mümkün. Semtin etnik cümbüşü, Cenevizlilerle başlayıp, yüzyıllar boyunca Yahudiler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler ve Levantenlerle çeşitlenmiş. Geçmişte Yüksekkaldırım’ın eski kitapçıları, plakçıları, pulcuları ve şapkacılarının Lefteris Bert, Pepo, Hancıyan ve Talya Nomidis gibi sahipleri olması tesadüf değil.
İlhan Berk, ‘Galata’ adlı eserinde 1961 yılının Galata’sının sakinlerini şöyle sıralar: “İki kahve, dört berber, bir kadın berberi, dört bakkkal, dört kasap, beş manav, iki helvacı, dört tuhafiyeci, üç elektrikçi, iki mezeci, iki kolacı, iki eskici, üç tenekeci, bir kontraplakçı, bir basımevi, bir mermerci, bir eczane, bir balıkçı, iki terzi, iki nalbur, bir tekel bayii, bir hurdacı, bir fotoğrafhane.” Semtin o zamanlardaki gözdesi Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisine yön veren Avram Kamondo tarafından yaptırılmış olan Kamondo Han’dı. 56 numaradaki büyüleyici Doğan Apartmanı’ysa uzun süre zengin Levantenler ve Yahudileri ağırladıktan sonra Anadolu’dan gelen taşralıların sığınağı haline gelmişti.
Geçmişin kozmopolit Galata’sı 70’li yıllarda yavaş yavaş lümpenleşmeye başladı. Her geçen yıl, Galata’nın özünden bir şeyler aldı götürdü adeta. Bu etkileyici semt, zaman içinde gözden düştü ve değer kaybetti. Hatta, turistik çekim merkezi Galata Kulesi’ne sahip olmanın dışında hiçbir işlevi kalmadı. Beş yıl öncesine kadar Galata dendiğinde akla ıssız ve tehlikeli sokaklar gelir olmuştu.

Bugün

Yüksekkaldırım’dan salına salına Galata’ya doğru yürürken ilk dikkatı çeken birbiri ardına sıralanmış egzotik meyve satıcıları oluyor. Tezgahlarda ananastan hindistan cevizine, mangodan avakadoya kadar birçok meyve var. Satıcılardan biri “Pahalı oldukları için halkımızın egzotik meyve yeme imkanı yok. Bizim sayemizde eskiden çiçek zannettikleri meyveleri yiyebiliyorlar” diyor. Yüksekkaldırım esnafının arasında Galata’nın hareketlendiğini söyleyenler olduğu gibi sadece turist mekanı olduğunu düşünenler de var.


Ünlülerin ünlüsü Doğan Apartmanı

Ünlü ev sahipleri vesilesiyle son zamanlarda ismini daha sık duyar olduğumuz Doğan Apartmanı’nın bulunduğu Serdar-ı Ekrem Caddesi’ndeki bir bakkal 20 senedir Galata’da yaşadığını ve son birkaç yıldır buradaki kira fiyatlarındaki artışa inanamadığını söylüyor. “Buralarda daha çok yabancılar yaşıyor. Zaten binaları alıp yenileyenler de onlar. Ondan sonra da büyük paralara satıyorlar” diyor. Civarda renove edilen binalardaki dairelerin kira fiyatları 2000 dolardan başlıyor. Toplu bir renovasyon gerçekleşmediği için Doğan Apartmanı’nın yan sokağındaki Kölemen Çıkmazı’ndaki apartmanlarda daireler arasında gerilmiş iplerin üzerinde asılı duran çamaşırları görünce şaşmamak gerekiyor.
Serdar-ı Ekrem Caddesi’nin yeni konuklarından Mavra Design Store & Cafe’nin sahibi seramik sanatçısı Yonca Akçay, beş yıl önce Doğan Apartmanı’nda bir daireyi atölye olarak kullanmaya başlamış. “O zaman buralara ıssız ve tekinsiz yerler gözüyle bakıyordum. Mahalle havasında olduğu için makyaj yapmamaya ve etek giymemeye özen gösteriyordum. Fakat zaman içinde gayet güvenli bir yerde yaşadığımı anladım. Evim de burada ve hatta çingene komşularım var” diyerek anlatıyor Galata macerasını. Sokaklarda düzenlenen partilere mahallelinin de katıldığından ve hiçbir şekilde dışlanmadıklarından bahsediyor.
Galata sokaklarında gezdikçe insanın aklına Mavra gibi sıcak bir atmosfere sahip olan birkaç mekanın daha açılmasıyla Galata’nın da Cihangir’in geçirdiği dönüşümü yaşama ihtimali geliyor. Galata Moda ve Galata Tasarım festivalleri derken semte olan ilgi her geçen gün artıyor. Bu ilgi, artan konut fiyatlarıyla da birleşince ortaya yeni bir Cihangir çıkar mı acaba?

01/12/2008

Rüyalar Gerçek Olsa


Emel Kurhan’ın tasarımı olan ‘Genç Kız Rüyası’ isimli şapkayı gördüğümüzden beri düşlerimizi beyaz atlı prensler süslemiyor. Artık tek düşümüz, bu şapkaya sahip olmak ve onunla tüm bakışları mıknatıs gibi üzerimize çekmek. Kurhan, kitsch, oyunbaz ve renkli dünyasının nadide parçalarından biri olan şapkayı, Galeri Splendid’in ‘Uyuyan ID’ sergisi için tasarladı. ‘Genç Kız Rüyası’ 19 Kasım-19 Aralık tarihleri arasında Katia Şapka’da sergilenecek. ‘Bu sanat eserine sahip olup, onu en yakın arkadaşımın düğününde çiçekli uçuş uçuş bir elbiseyle birlikte takmak istiyorum’ diyenler bilgi için info@galerisplendid.com adresine başvurabilir.
Time Out Aralık '08