09/01/2010

'Öteki'ne bakmak

"Most people go through life dreading they'll have a traumatic experience. Freaks were born with their trauma. They've already passed their test in life. They are aristocrats."
Diane Arbus






'Fur: An Imaginary Portrait of Diana Arbus' filmini izledim bugün. 48 yaşında bileklerini keserek intihar eden fotoğrafçının hayat hikayesinin daha gerçekçi bir şekilde canlandırılmasını isterdim. Film, Hollywood'un 'Güzel ve Çirkin' masalının uyarlaması olmaktan öteye gidememiş.
Diane Arbus, zengin bir ailenin mensubu olmasına rağmen 'öteki'ni merak eden ve onu görmek için çaba harcayan bir fotoğrafçıydı. "My favourite thing is to go where I've never been"
Devler, cüceler, hilkat garibeleri, travestiler, ucubeler ya da sıradan insanlar... Arbus, sadece yaşadığı dönemde değil, halen 'öteki' olarak görülenleri fotoğrafladı. Kimi zaman en iyi kareyi yakalamak için öznesiyle 10 yıl süreyle görüştü.
Peki neden yaşamamayı tercih etti? 50'lerde kadın olmak, 'mutlu' evcilik oyununu oynamak ve gerçekle teşrik-i mesaisi... Yaşamak istememek için geçerli sebepler bence.

07/01/2010

Fare kapanı


Tam çalışmaya başlayacağım sırada Elma bilgisayarım Yazbukey farelerimi kapmasın mı? Kapsın! Ekoseli olanın yeni koleksiyondan olduğunu anlamış. Onu vermemek konusunda inat ediyor. "Gel bir anlaşma yapalım Elma" diyorum. "Seni, 'Love from Paris' koleksiyonun fotoğraflarıyla bir saat boyunca baş başa bırakırsam, bozuk para cüzdanımı geri verir misin bana?"





06/01/2010

Things I like these days


Transparan. Varla yok arası. Yokmuş gibi. Transparanların içine, minicik çiçek desenleri bulunan fırfırlı iç çamaşırı giyerek ilkbahar-yaz sezonunu erkenden karşılama arzusu duyuyorum. Pudra renklerindeki şifonlar, danteller, tüller ve organzelerin giyilmesi farz. En nefis örnekleri Antonio Marras'ta. 'Nasıl giyilir?'in reçetesi için buyrunuz.



Gözlerde Acne Paper'ın kelimeleri, ağızda Japanese style rice crackers tadı, kulaklarda "I didn't know what time it was, then I met you/Oh, what a lovely time it was, how sublime it was too/I didn't know what day it was, you hold my hand/Warm like the month of May it was, and I'll say it was grand."

05/01/2010

The journal of sartorial matters


Uykusuzluktan göz kapaklarımı açık tutmakta zorlanmama rağmen üç buçuk saatlik uçak yolculuğunda beni uyutmayan,
Editorial advisory board'unda Hamish Bowles'dan Sarah Mower'a, Museum at the Fashion Institute of Technology'nin director ve chief curator'ından Victoria&Albert Museum'un head of research'üne kadar saygı uyandıran pek çok isme sahip olan,
Üniversite yıllarımda okuduğum/yazdığım article/paper'ları hatrıma getiren,
Roland Barthes, Walter Benjamin, Susan Sontag, Dick Hebdige, Georg Simmel, Jean Baudrillard, Fredric Jameson ve daha birçok sosyolog ve filozofu sayfalarında toplayan,
İçimdeki sosyoloğu uyandırarak bu yazıyı yazmama sebebiyet veren derginin kimliğini açıklıyorum:

04/01/2010

Stepping back in time

Bir zamanlar 50'ler temalı bir partide mest olmuştum. Yeşil pötikareli elbisemle rock'n'roll yaptığım gece, kişisel tarihimin en eğlenceli partilerinden biri olarak kayıtlara geçmişti. Bu kez de 20'ler partisinin büyüsüne kapıldım. Prohibition'ın Shoreditch'daki partisinde, 20'lere dair akla gelen her şey vardı. (Flappers, püsküller, tüylü saç aksesuarları, Charleston, Gatsby cocktail, inciler, şapkalar, pantolon askıları ve rulet)
Oh what a night!