17/10/2008

Yeni sezon modasının başrol oyuncuları

Vizyona girecek olan hiçbir filmin oyuncuları modanınkiler kadar merak uyandırıp ses getiremez. Yeni sezonda podyumların başrollerinde ‘Koket Leydi’den ‘Femme Fatale’e, ‘Sicilyalı Büyükanne’den ‘Bohemya Güzeline’ne kadar birçok farklı karakter yer aldı. Hazırsanız sezon modası gösterimimiz başlıyor.

Moda tasarımcıları yeni sezonda çok çeşitli karakterlere yer verdikleri koleksiyonlarla huzurlarınızda. Moda gurularını bile hayrete düşürecek zenginlikteki personaların biraz kafa karıştırıcı olduğu yadsınamaz. Koleksiyonlara göz atan kadınların kendilerini “Bu karakterlerden hangisine daha yakınım acaba?” diye kara kara düşünürken bulmaları an meselesi. Ama ümitsizliğe kapılmak için henüz çok erken. Tasarımcıların hayal dünyasının mahsulü olan bu karakterlerin tarzlarının bire bir hayata geçirilmesinin imkansız olduğunu hepimiz biliyoruz. En iyisi yeni sezon stilini oluşturmak için her bir karakterin tarzını belirleyen kilit parçalardan faydalanmak. Çeşitli tarzlardan topladığınız kıyafet ve aksesuarları kendi stilinze uyarladığınızda yeni sezonu karşılamaya hazır hale geleceksiniz.

Mimari dokunuş
Coco Chanel’in 1960 yılında söylediği “Moda, mimaridir. Tıpkı onun gibi tamamen proporsiyonlarla ilgilidir” sözü bu sezon birçok tasarımcının kulağına küpe olmuşa benziyor. Sezonun en zihin açıcı gelişmesi tasarımcıların mimariden feyz alarak yarattığı kıyafetler oluyor. Güçlü kesim tekniklerinin kullanıldığı tasarımlar, akla 80’li yılların geometrik formlarının yaratıcıları Claude Montana ve Thierry Mugler’ı getiriyor. Yves Saint Laurent, Balenciaga, Lanvin ve Louis Vuitton koleksiyonlarında Montana ve Mugler etkisi göze çarpıyor.
Koi Suwannagate ve Martin Grant’ın hazırladıkları koleksiyonlarda yakalar ve omuzlardaki net ve keskin çizgilerle boyun ve omuzlar vurgulanıyor.
Hanım hanımcık bildiğimiz küçük siyah elbise bile sezonun keskin hatlarından nasibini alıyor. Nicolas Ghesquiere, Balenciaga için tasarladığı derin yırtmaçlı küçük siyah elbiseyi sivri burunlu ayakkabılarla tamamlayarak bu sezon güçlü ve kendinden emin kadınlar görmek istediğini aşikar etti.

Modanın vakur hali
Kadınlar daha genç görünmek için ellerinden geleni yaparken moda tasarımcıları onlara her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu hatırlatmak ister gibi. Döpiyesler, diz altı kalem etekler, tüvit ceketler, dantelli bluzlar, kemik çerçeveli gözlükler, eldivenler ve ince çoraplar, bu sezon modanın olgunlaştığının habercisi.
Fransızların Madam Jolie’sinden aldığı ilhamla Christian Dior koleksiyonunu hazırlayan John Galliano, koket ve hanım hanımcık kadınları kutsadı. Dior’un vişne kırmızısı döpiyesini, podyumda görüldüğü gibi aynı renkte eldiven, şapka, çanta ve ayakkabıyla tamamlamak yerine siyah maskülen ayakkabılar ve portföy çanta ikilisiyle birlikte giymeyi tercih edin.
Koleksiyonunu dantele adayan Muiccia Prada, “Feminen ve güçlü olmasına rağmen seksi olmayan kıyafetler tasarlamak istedim” diyor. Prada’nın öncülüğünde dantel sezonun en gözde dokusu haline geliyor. Diane von Furstenberg, sezonun en feminen koleksiyonlarından birini yarattı. ‘Foreign Affair’ adını verdiği şovu, 40’lı yılların Berlin, Şangay ve Manhattan’ının izlerini taşıyordu. Koleksiyonun en dikkat çekici öğeleri, şapkalar ve göğsün altında kullanılan ince kemerler oluyor. Phillip Lim, diz altı etekler, büyükanne hırkaları ve drapeli saten elbiselerle olgun kadınlara reverans yaptı. Michael Kors, Hitchcock filmlerinden fırlamış gibi görünen modelleri podyuma yolladığında verdiği mesaj açıktı: “Olgun ve ağırbaşlı kadınların şerefine!” Kors imzalı kaşmir kazaklar, kum saati silüetler yaratan elbiseler, vizon etoller ve tüvit ceketlerle Kim Novak’ı anıyoruz.

Neo bohem
Sezonun bohem tarzı, hippilerin stil kodunun vazgeçilmez parçalarının sofistike ve modern yorumlarından oluşuyor. Püsküller, saçaklar, İspanyol paça pantolonlar, çiçekli elbiseler ve erkek arkadaşınızın gardırobundan çalınmış izlenimi veren ceketlerle Bohemya Cumhuriyeti’ne girebilirsiniz.
Anna Sui ve Gucci koleksiyonları bohem şıklığın en çarpıcı örnekleriyle dolu. Frida Gianni, “1920’lerden itibaren her dönemin bohem yanını inceledim. Bu uzun yolculuk beni 70’li yılların hippilerine kadar getirdi” diyerek özetliyor koleksiyonundaki bohem etkisini. Gianni, etnik desenli elbiseleri zincir kemerler ve bilekte biten botlarla tamamlayarak neo bohem bir tarz yaratmayı başarıyor.
Anna Sui’nin hippilere atıfta bulunduğu koleksiyonun en dikkat çekici unsurlarından biri kocaman çiçeklerle süslü saç bantları. Hippi tarzının yanı sıra Kızılderililer ve Gustav Klimt’den ilham alan tasarımcı, yine renkli ve eğlenceli tasarımlarla karşımızda. Etnik motiflerle süslü elbiselerin altına giyilen desenli opak çoraplar, sezonun en çok arzulananları olma özelliğine sahip.
Paul&Joe, püskül detaylı botlar, panço görünümlü mini elbiseler ve dökümlü pantolonlarla 70’leri hatırlıyor.

İngiliz mirası
Tasarımcılar, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin mirasına sadık kalarak ekoseyi baş tacı ettiler. Yeni sezonda ekose söz konusu olduğunda ‘Az daha fazladır’ felsefesini unutulması gerekiyor. Zira, tasarımcılar tüm ekose desenli kıyafetleri bir arada giymemizde beis görmüyorlar.
Dolce&Gabbana ve D&G markalarının tasarımcılarından Stefano Gabbana, “İlhamımızı ‘The Queen’ filminden ve kraliçenin özel hayatındaki görüntüsünden aldık. Modellerin kafasındaki eşarplar, kraliçenin sofistike tarzının bir yansımasıydı”
diyor. D&G koleksiyonunda ekoseli diz altı etekler, ekoseli gömlekler veya ceketlerle tamamlanıyor. Daha sakin bir görünüm için düz renklerde twin set’ler tercih edilebilir.
Triko kraliçesi Sonia Rykiel, yine eğlenceli tasarımlarla karşımıza çıkıyor. Rykiel’den başka kim ekoseli parçaları leopar desenli botlarla kombinleyebilir ki? İngiliz modasının egzantrik tasarımcısı Vivienne Westwood, ekose desenli tasarımlarıyla her zaman olduğu gibi punk akımına ve sokak modasına selam gönderiyor.


Unique Kış'08

01/10/2008

Gardıroplara özel detoks kürü

Gardırobunuzun kapaklarını açtığınızda giysilerin istilasına uğruyormuş gibi hissediyorsanız fazlalıklardan arınma zamanı gelmiş demektir. Hem size hem de gardırobunuza “Oh!” dedirtecek bir detoks kürü hazırladık.

‘Bu sezon ihtiyacım olmayan hiçbir kıyafeti satın almayacağım’ yalanına kendimi inandırsam da mağazaları gezdiğim o meşum an gelip çattığında anlık isteklerime karşı koyamıyorum. Gardırobumda bulunan balon, kalem, pilili, kloş ve tütülü etek yığınına aldırmadan ilk görüşte kalbime oku saplayan her eteğin flörtöz bakışına kanıyorum. Kısa süren bu bakışma anında hislerimin yoğunluğunda bir değişme olmazsa bir anda kendimi kasada buluyorum. Yeni eteğimle başlayan mutlu birlikteliğimiz sorunsuz bir şekilde devam ediyor. Ta ki eve gelip gardırobumun kapaklarını açana kadar. Üstüme üstüme gelen giysilere bakarken başlayan iç hesaplaşma sırasında kararımı veriyorum: “Bu gardırobun detoksa ihtiyacı var.”
Şimdi hep birlikte gardıroplarımızı ‘toksin’ giysilerden arındırıp yenilere yer açma projesine başlıyoruz. Temizlenip yenilenmek her gardırobun hakkı!

Eskilerden kurtulma
Eskilerden kurtulmaya karar vermenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ama 2 yıldır üzerinize geçirmediğiniz bir kıyafetin daha fazla gardırobunuzu işgal etmesine izin vermemelisiniz. Bir de geçtiğimiz sezonlarda üzerinizden çıkarmadığınız halde bu kış izine rastlanmayacak olanlar var. Daha fazla vakit kaybetmeden tüm bu parçalarla vedalaşın.
Babydoll elbise: 2006 yazında özellikle göbekli kadınların yüzünü güldüren bu hacimli elbiseler artık imha edilmeli. Zira, erkeklerin o elbiselerden ne kadar nefret ettiğini hepimiz gördük. “Ne o hamile misin?” esprisiyle karşılaşmayanımız kalmış mıdır acaba?
Tayt: En son 80’lerde karşımıza çıkmış olan tayt ve füzo ikilisi dendiğinde gözümüzün önüne aerobik yapan Jane Fonda imgesinin gelmesine engel olamıyoruz. Sanırız bu imge, geçen kış tüniklerle birlikte tayt giyenlerin aklının ucundan bile geçmedi. Artık tayta doyduk. Bu sezon taytın tacı da tahtı da pantolonun eline geçti.
Poşu: Son derece geleneksel bir aksesuar olmasına rağmen Avrupa’dan ülkemize yayılan poşu salgını geçtiğimiz kış dört bir yanımızı sarmıştı. Özellikle Berlin ve Londra’nın ‘indie’ gençliğinin tekelindeyken nasıl olup da bir anda her yere yayıldığı hala merak konusu. “Trend avcıları sağolsun” demekten başka bir şey gelmiyor elden. Sayelerinde poşu gördüğümüz yerden koşarak uzaklaşmak istiyoruz artık. Poşuların antidotu patchwork desenli şalları kutsuyoruz.
Bebe yakalı ceket: Truvakar kollu bebe yakalı ceketlerinizi yok edin. Moda, artık küçük kız çocukları gibi görünen kadınlar istemiyor. Modanın kutsal kitabı Vogue’a göre, bu sezon kadınlar ya sade ve güçlü ya da olgun ve vakur görünmeli.
Neon renkler: 80’lerin kitsch parçalarından kurtulmanın tam zamanı. Neon renkli kıyafetler bu kitsch parçaların başında geliyor. Akla 80’lerin Thierry Mugler’ını getiren keskin hatlı ve yapısal tasarımlarla bir alıp veremediğimiz yok tabii. Nicolas Ghesquiere, Marc Jacobs ve Stefano Pilati, Mugler’a selam gönderen kıyafetler tasarladıklarına göre bir bildikleri vardır.
Kuru kafa deseni: Kuru kafa desenli kıyafet ve aksesuarlar rocker ve punk görünümün tamamlayıcısı olmanın ötesine geçmişti. Alexander McQueen imzalı kuru kafa desenli şallar ve onların bilumum high street mağaza tarafından üretilen kopyaları da tıpkı poşular gibi kabak tadı verdi. Elveda kuru kafalar!

Bir süreliğine vedalaşılması gerekenleri bulma
Modanın reankarne olma yetisine sahip olduğunu göz önünde bulundurarak bazı giysilerinizi nadasa bırakın. Gardırobunuzdaki nadas bölümü bu sezon giymeyeceğiniz ama önümüzdeki sezonlarda yeniden hayat bulacağına inandığınız kıyafetlere ayrılmalı.
Mini etek: 2006 yazından bu yana minilerden haber alınamıyor. Moda tarihçisi James Laver, etek boylarının ekonomiyle arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken yanılmamış demek ki. Laver, 1963 yılında yayınlanan kitabında ekonomik durgunluk dönemlerinde etek boylarının uzadığını söylemişti (bkz. Sonbahar-kış 2008 koleksiyonları). Mini eteklerinizi yeniden giymek için ekonominin canlanmasını dört gözle beklediğinizi biliyoruz.
Skinny jean: Her şey Kate Moss’un skinny jean’i babetlerle giyip Londra sokaklarında arz-ı endam etmesiyle başladı. Atlantik’in öteki yakasına ulaşıp LA kadınları tarafından da giyilmeye başladığında skinny’nin yerini alabilecek bir jean modeli var olmayacağına inanmıştık. Yelken paçalar gelse de skinny’ye olan saygımızdan kendisini gardırobumuzda saklamak istiyoruz.
Pilili etek: Geçtiğimiz kış podyumlarda pili fırtınası esmişti. Bu sezon pili yerini drapeye bırakmış gibi görünüyor. Ama piliden tamamen vazgeçmek için henüz çok erken. Pilili etekler gardırobunuzun bir köşesinde yeniden giyilecekleri günü beklemeli.
Puantiye deseni: Yeni sezonun ruhuyla kıyaslandığında fazla çocuksu kalabileceğini düşündüğümüz için puantiye desenli kıyafetler de rafa kaldırılmalı. “Minik puantiyeler olgun şıklığı temsil eder. Kocaman Minnie Mouse puantiyelerine benzemez” diye düşünebilirsiniz. “Podyumlarda en ufak bir beneğe rastlamadık” dersek puantiyeleri giymemeniz gerektiğine inanırsınız belki.
Hayvan baskıları: Tek tük leopar desenli elbisenin dışında hayvan baskıları bu sezon podyumlarda kendine yer bulamadı. Ama hayvan baskılı kıyafetlerden sonsuza dek kurtulmak büyük hata olur. ‘Günün birinde ihtiyaç duyabilirim’ felsefesiyle hareket edip onları bir kenarda saklayın.
Battal boy çanta: Mary ve Kate Olsen kardeşler boylarından büyük çantalarını taşırken gülünç göründükleri için bütün kadınların battal boy çantalardan mahrum bırakıldıklarını sanmayın. Vazgeçin artık kocaman çantalardan. Geçen kıştan bu yana aksesuar dünyası clutch’ların hakimiyetinde.
Uzun hippi elbisesi: Bütün yaz yerleri süpüren elbiselere teslim olduk. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız uzun hippi elbiseleriyle doluydu. Bir süre kendilerini görmek istemiyoruz. Bu sezon Anna Sui ve Gucci için hazırladığı koleksiyonla Frida Gianni hippileri andı. Folklorik desenler, püsküller ve saçaklar başrollerdeydi.

Dolabın bir köşesinde göz ardı edilenlere hayat verme
Birkaç sezondur trendlerin kıyısından köşesinden geçtiği halde baskın bir etkisi olmayan kıyafetler, gardırobunuzun bir köşesinde gözünüzden kaçmakta ısrar ediyor olabilirler. Şimdi bu giysileri bulup hayata kazandırmanın tam zamanı.
Dantelli bluz: Büyükannenizin dolabından aşırıp da bir kenarda unuttuğunuz dantelli bluzu giymek için daha iyi bir sezon olamaz. Miuccia Prada ana kahramanı dantel olan koleksiyonu için ‘Tam bir femme fatale’ diyor. Dantel bluzunuzu giydiğinizde masumiyetten çok kışkırtıcılığı çağrıştırmalısınız.
Ceket: Küresel ısınmanın da etkisiyle ceketlerin yeni paltolar olduğu haberini geçen kış aldık. Bu sezon erkek arkadaşınızın gardırobundan çalınmış gibi görünen bol modeller, smokin ceketleri, blazerlar ve etekleri volanlı ceketlerle karşılaştık. Sizin de gardırobunuzda bu modellerden en az birine rastlayacağınıza şüphe yok.
Ekose deseni: Desenlerin en klasik ve en ‘İngiliz’ olanı yeni sezonda etekler, gömlekler ve pantolonların üzerindeki yerini aldı. Gardırobunuza iyi bakın. Bir yerlerde gözünüzden kaçan ekose desenli bir etek bulursanız “Tamamdır” demeyin. Domenico Dolce ve Stefano Gabbana, diz altı ekoseli etekleri ekoseli gömleklerle kombinlememizi öğütlüyor. İkili, başımıza eşarp bağlamamızı da istiyor. Türban değil, çene altı modeli.
İspanyol paça jean: Gardırobunuzda İspanyol paça jean’lerin bulunması için illa gençliğinizin 70’lerde geçmiş olması gerekmiyor. Modanın gel-gitlerinden birinde sahile vurmuş olan bu jean modelini gardırobunuzun bir köşesinde bulacaksınız.
Farbalalı bluz: Dalgalanan fırfırlara sahip bir bluzu geçmişte alıp unutmuş olabilirsiniz. Bluzlarınızı tek tek çıkarıp araştırmalara başlayın. Bulamazsanız, bu feminen parçayı Givenchy defilesinde görüldüğü gibi motorcu ceketiyle birlikte giyemeyeceksiniz demektir. Endişeye mahal yok. Hemen detoksumuzun son şıkkına geçiş yapın.

Eskilerin yerini kapmak için sabırsızlanan yeni giysileri tespit etme
Sıra geldi detoksun en keyifli kısmı olan yeni sezon alışverişine çıkmaya. Yenilere yer vermeyeceksek eskilerden kurtulmanın bir anlamı olur muydu sanıyorsunuz?
Deri ceket: “Bu ceket bende var” deyip geçmeyin. Sezonun deri ceketleri vücudu ikinci bir deri gibi sarıyor. Bol paçalı pantolonunuzu neyle giyeceğinizi kara kara düşünmeye başlamadan önce bir deri ceket edinmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz.
Dökümlü pantolon: Pantolonların güçlü ayak seslerini geçtiğimiz kış duymaya başladık. Bir anda feminen elbiseleri ortadan kaldırıp tozu dumana kattılar ve bu sezon da hiçbir yere gitmediler. Dökümlü pantolonlarınızı giyerken Catherine Hepburn ve Marlene Dietrich’i düşleyin. Maskülen kıyafetlerin içinde bile göz alıcı görünmeyi başardıkları için bu konuda onlardan daha iyi birer ilham perisi olamaz.
Tayyör: Tayyörlerin öğretmenlerle özdeşleştirilmesini kınıyoruz. Ceketin düğmeleri iliklenip içine de beyaz gömlek giyilirse akla öğretmenlerden başkası gelmez tabii. Sezonun tayyörleri hırkalar ve ince kemerlerle birlikte giyiliyor ve düğmeler mutlaka açık bırakılıyor. Öğretmeninizin yerine Kim Novak ve Grace Kelly’li Hitchcock filmlerini düşünmeye başlarsanız ve Diane von Furstenberg’in koleksiyonuna göz atarsanız ne demek istediğimizi anlayacaksınız.
XL kolyeler: Kibar ve mütevazı kolyeleri unutun. Bu sezon boyunlarda koskocaman kolyelere yer açılması gerekiyor. Bu XL ebatlardaki metal, taşlı veya altın kolyeleri taktığınızda başka hiçbir aksesuara ihtiyacınız kalmayacak.
Midi boy etek: Bu etekle çok hanım hanımcık veya seksi sekreter gibi görünmek sizin elinizde. Kloş midi boy etek ağırbaşlı bir şıklığın habercisi olurken diz altında biten kalem etek etrafa seksapel yayar. Midi boylarla babet giymeyi aklınızdan bile geçirmeyin.


Time Out Ekim'08

29/09/2008

MODANIN KUTSAL MABETLERİ


Alışveriş merkezleri şehrin her köşesinde mantar gibi türüyor. Sanılanın aksine, moda, yüzlerce mağazanın iç içe girdiği bu mekanlarda hayatını idame ettiremiyor. Biz de bunun için modanın asıl ikametgah adreslerinin izini sürdük. Bakın karşımıza hangi butikler çıktı.

1. Kop-Art
Trendlerin üzerine basan ve hatta onlarla dalga geçen Kop-Art, nev-i şahsına münhasır tarzlara hizmet veriyor. Burada satılan her şeyden bir tane üretiliyor. Fotokopi makinesinden çıkmış gibi görünmek isteyen kızlarımızın tercih edeceği bir üretim şekli değil tabi bu. Kop-Art’ı Beyoğlu’ndaki türevlerinden ayıran ise buranın bir giysi dükkanından çok daha fazlasını ifade ediyor olması. Kop-Art’ın yaratıcıları Gamze Fidan ve Cansu Aybar giysi tasarlamanın dışında video art çalışmaları ve p(art)i organizasyonlarıyla da fikirlerini dışavuruyorlar. Fanzinler, müzik CD’leri ve aksesuarlar da kıyafetler kadar ilgi çekici.
Turnacibasi Sokak No:34/A Beyoglu
www.kop-art.com

2. Atölye Mariposa
Amélie Poulain bir film kahramanı olmasaydı, Virginia Woolf da hala yaşasaydı birlikte alışverişe çıktıklarında ilk uğrayacakları yer Atölye Mariposa olurdu. Viktorya döneminin İngiltere’sini yad eden çiçek desenli elbiselerden hangisini alacaklarını şaşırırlardı. Alışverişlerini geniş kenarlı birer şapka alarak tamamladıktan sonra burada satılan porselen fincanlarda çaylarını yudumlarlardı.Hafta içi 10.00-20.00, hafta sonu 11.00-21.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Şimşirci Sokak No:11/A Cihangir-Beyoğlu
Tel: 0212 249 04 83

3. Mine Kerse
Metrekare başına düşen yaratıcı insan bolluğuyla ünlü Çukurcuma’da, Mine Kerse kendi ismini taşıyan dükkanında çanta, şapka ve ayakkabı satıyor. Moda dergilerinin her ay yeni bir ‘must-have’ çanta ilan ettiği günlerde Mine Kerse’nin tasarladığı çantalar tam da aradığımız şey aslında. Onun çantalarını farklı kılan hem tasarımını hem de dikim ve yapımını bizzat kendisinin üstlenmesi. Kerse, tasarımlarında kanvas, çadır bezi, deri, yün ve keçe gibi malzemeleri, dikiş makinesi kayışı, köpek tasması ve palaska gibi alışılmışın dışında materyallerle birleştiriyor.
Faik Paşa Yokuşu No:1/A Çukurcuma-Beyoglu
Tel: 0212 249 35 61

4. Art.i.choke
Türkçe meali ‘boğazıma takılan sanat’ veya ‘enginar’ olan Art.i.choke, kendisini keçe tasarımcısı olarak tanımlayan Öykü Thurston’ın tasarımlarını ağırlıyor. Thurston Japonya’da eğitim aldığı sırada keçeye o kadar tutkuyla bağlanmış ki, üniversite bitirme projesinde keçeden tasarladığı bir ev projesi sunmuş. ‘Keçeden giysi mi olurmuş?’ demeden önce Thurston’ın tasarımlarını görmeniz gerekiyor. Tamamı el yapımı olan hırkalar, ceketler, çantalar ve şallar çok kaliteli bir yünden yapıldığı için terletmiyor, sertleşmiyor ve batmıyor.Pazar hariç her gün 10.00-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Faik Paşa Yokuşu No:1 Çukurcuma-Beyoğlu
Tel: 0212 249 98 92
www.artichoke212.com

5. Cashmere in Love
Adı üstünde ‘Cashmere in Love’ hepimizi kaşmir aşığı yapmayı hedefleyen bir butik. Halihazırda kaşmiri sevmek için birçok nedenimiz var zaten. Vücutta yokmuşçasına yumuşak bir dokuya sahip olması ve lüks olduğunun 5 metre öteden bile fark edilmesi bu nedenlerden bazıları. Esra Bezek’in tasarladığı kaşmir trikolar ‘casual chic’ kategorisinde yer alıyor. Yani, günlük kıyafetlerinizi tamamlayabileceğiniz şık parçalar. İngiliz old school tarzını seven erkekler de ‘Cashmere in Love’da aşık olacakları süveter, hırka ve kazaklar bulacaklar.
Pazar hariç her gün 9.00-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Teşvikiye Caddesi İzgu Apartmanı No:172/2 Nişantasi
Tel: 0212 343 92 28
www.cashmereinlove.com

6. Inui
Nişantaşı’nın ‘Benden alışveriş yap!’ diye bağıran butiklerinin arasında daha mütevazı bir duruşu olan Inui, avangart tasarımcıları bir araya getiriyor. Inui’deki avangart tasarımların giyilebilenden ziyade seyirlik parçalardan oluştuğunu sanmayın sakın. Hüseyin Çağlayan, Anne Valerie Hash ve Noir gibi isimlerin tasarımları, kendi tarzının DNA’sını çözmüş olanların giyebileceği türden.
Pazar hariç her gün 10.30-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Maçka Caddesi Zekipaşa Apartmanı No:12/A Teşvikiye
Tel: 0212 296 60 10

7. Sedef Çalarkan Design Shop
Sedef Çalarkan Design Shop’a adımınızı attığınızda ilk dikkatinizi çekenler butiğin çarpıcı renkleri ve Çalarkan’ın imzası haline gelen Osmanlı padişahlarının baskıları oluyor. Çalarkan’ın tasarımlarını kitsch bulacak olursanız Ezra ve Tuba Çetin kardeşlerin Etcetura markasına göz atmalısınız. İkilinin yarattığı heykelsi formlara sahip tasarımlar tam da yeni sezonun ruhuna uygun. Butikte, 1921 Jeans, Johnson Motors ve Steve McQueen tişörtlerin yanı sıra Aziz Sarıyer’in tasarladığı mobilyalar da satılıyor.
Her gün 9.30-21.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Abdi İpekçi Caddesi Milli Reasurans Pasajı No:7-8 Teşvikiye
Tel: 0212 241 34 87

8. Ece Sükan Vintage
Ece Sükan, butiğini açana kadar ikinci el kıyafetlere ‘başkalarının eskisi’ gözüyle bakıldığı için bu tarz kıyafetler satan tek tük mağaza ancak Beyoğlu’nda var olabiliyordu. Ece Sükan Vintage, Nişantaşı’nın göbeğinde açılınca vintage kıyafetlerin öyle ‘eski püskü şeyler’ olmadığı da anlaşıldı. Her fırsatta vintage kıyafetler giymeyi çok sevdiğini söyleyen Sükan, butikte satılanları yurtdışından kendi getiriyor. Burada Yves Saint Laurent, Chanel, Prada ve Lanvin gibi ünlü markaların vintage parçaları satılıyor. Gözlük ve şapka gibi aksesuarlar özel bir ilgiyi hak ediyor.
Pazar hariç her gün 11.30-19.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Ahmet Fetgari Sokak No:152 Tesvikiye
Tel: 0212 233 54 39
www.ecesukanvintage.com

9. Bilstore
Bir tutam Brit gençliği stilini retro öğelerle karıştıran Fred Perry’nin kadın ve erkek koleksiyonlarını satması Bilstore’u sevmem için yeterli bir sebep aslında. Mağazanın geniş marka yelpazesinin sadece Fred Perry’le sınırlı olmaması orayı daha da çok sevmem anlamına geliyor. Poetic Licence’ın oyunbaz ayakkabıları, Bil’s’in birbirinden farklı modellerdeki beyaz gömlekleri, Puma ve Nike’ın özel koleksiyonları ve Uslu Airlines’ın makyaj malzemelerini bir arada bulabileceğiniz başka bir mağaza var mı bildiğiniz?
Her gün 10.00-22.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Büyükdere Caddesi No:185 Kanyon Alışveriş Merkezi Kat:-1 Mağaza 87 Levent
Tel: 0212 353 05 40
www.bilstore.com

10. Midnight Express
Ülkenin kara lekesi ‘Midnight Express’le dalga geçmek ve sarkastik olmak için bu ismi butiğine seçmek her babayiğidin harcı değildir. Moda tasarımcısı Banu Bora ve mimar Tayfun Mumcu’nun ürünü olan Midnight Express’in Galerist’ten sonra Mısır Apartmanı’nın başına gelen en güzel şey olduğunu söyleyebilirim. Butik, Ümit Ünal, Bora Aksu, Hakan Yıldırım, Avshalom Gur, Yazbukey ve Apriati tasarımlarının yanı sıra Banu Bora’nın Midnight Express koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, Kapalıçarşı’dan zanaatkarların ürettiklerini ve Tayfun Mumcu’nun tasarımlarını da burada bulacaksınız.
Pazar hariç her gün 10.00-19.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
İstiklal Caddesi Mısır Apartmanı No:163/5 Galatasaray
Tel: 0212 251 19 68
Cevdet Paşa Caddesi Germencik Sokak Bebek Palas Apartmanı No:1 Bebek
Tel: 0212 257 95 14
www.midnightexpress.com.tr

11. Second Chance
Second Chance’in sahiplerinden biri kendine has tarz yaratma konusunda usta olan model Ahu Yağtu. Kıyafetlere ikinci bir şansın verildiği butikte 50’lerden günümüze birçok döneme ait parçalar bulunuyor. Burada satılanlardan elde edilen gelirin bir kısmı Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı’na bağışlanıyor.
Pazar hariç her gün 10.00-19.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Küçük Bebek Caddesi Bebek Bostanı Sokak No:7 Bebek
Tel: 0212 265 07 51

12. Pied de Poule
Pied de Poule’ün sahibi Şelale Gültekin anneannesinin 1940’lı yıllara ait giysilerini saklayarak başlamış ikinci el kıyafetleri biriktirmeye. Butikte vintage kıyafetlerin yanında çok geniş bir aksesuar seçkisi bulunuyor. Özellikle sayısı 300’ü bulan şapkalar harika. Şelale Hanım’dan özel istekte bulunursanız, korseler, ipek çoraplar ve enteresan formlu sütyenlerden oluşan 1900’lerden kalma iç çamaşırı koleksiyonunu sergilemekten büyük keyif alacaktır.
Pazar hariç her gün 12.00-18.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Faik Paşa Yokuşu Çukurcuma-Beyoglu
Tel: 0212 245 81 16

13. Zeckié
Zeckié markasının yaratıcısı Zekiye Koçarslan kendi deyimiyle neo art deco takılar tasarlıyor. Koçarslan, Milano’da aldığı moda eğitiminin ardından İtalyan heykeltraş ve tasarımcı Davide de Paoli’yle birlikte çalışmış. Yurda dönünce Zeckié için antik İstanbul motifleriyle modern materyalleri birleştirdiği takılar tasarlamaya başlamış. Galatasaray’daki şirin butikte Koçarslan’ın takılarının dışında dekorasyon objeleri ve ilginç tişörtler de satılıyor.
Firuzağa Mahallesi Hayriye Sokak No:18/B Beyoglu
Tel: 0212 245 91 56
www.zeckie.com

14. Bis Wear
Zeckié’ye gelmişken yan komşusu Bis Wear’e uğramadan Galatasaray’dan ayrılmak olmaz. Uğraşısız cool görünmenin kitabını yazmaya kalksam hiç şüphesiz Bis Wear’de satılan her parçaya yer vermek isterdim. Reyhan ve Risalet Ertürk adlı iki kız kardeşin eseri olan Bis Wear’de kıyafetler, kadın ve erkekler için sınırlı sayıda üretiliyor. “Yeni sezon trendlerinin sözünden dışarı çıkmam” diyorsanız, bu cool butiğin civarında dolaşmamanızı tavsiye ediyorum.
Pazar hariç her gün 9.00-19.0 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Hayriye Sokak No:20/3 Galatasaray
Tel: 0212 244 77 35
www.biswear.com.tr

15. Lazy
Lazy’nin televizyon ekranı şeklindeki vitrininin gözden kaçması olanaksız. Zaten vitrini görür görmez ‘İçerde neler var kim bilir?’ sorusu kafanızı kurcalamaya başlıyor. Lazy’de satılan çoğu Japon tasarımcılara ait kıyafet ve aksesuarlar çok eğlenceli. Oradan aldığınız bir giysiyi üzerinizde gören arkadaşınızın “Nerden buldun bunu? Ne kadar? Ay bayıldım” gibi cümleleri ardı ardına sıralaması muhtemel. Sena Çevik ve Seray Cengiz’in yarattığı Boa markasının, moda tasarımcısı Canan Hancıoğlu’nun desteğiyle hazırlanan yüzde yüz organik pamuktan üretilen koleksiyonlarını Lazy’de bulabilirsiniz. Daha bitmedi. Bilge Köprülü’nün Cicci Cocco adı altında sunduğu şahane ayakkabılar da burada.
Pazar hariç her gün 12.00-20.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Yeniçarşı Caddesi No:9/A Galatasaray-Beyoğlu
Tel: 0212 252 31 55

16. Porto Bello
Her Cumartesi Notting Hill Gate metrosundan çıkıp yağan yağmur eşliğinde Portobello markete gidemiyorsanız, Cihangir’deki Porto Bello butiğe gitmenizi öneriyoruz. Yani, Londra’yı ayağınıza getiriyoruz. “Hiçbir şey Portobello marketin yerini tutmaz” demeyin. Buradaki vintage elbise ve gelinlikleri, binbir çeşit maskeleri, şapkaları ve eldivenleri görünce bana hak vereceksiniz.
Pazar hariç her gün 10.00-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Cihangir Caddesi No:31 Lalezar Apartmanı Cihangir-Beyoğlu
Tel: 0212 292 71 27

17. A46
Abartıdan, takıp takıştırmaktan hoşlananlar için ideal bir butik A46. Tuvana Büyükçınar’ın tasarladığı taşlı, çiçekli, böcekli kıyafetler, süslü püslü genç kızlara hitap ediyor. A46’daki gece elbisesi çeşitleri burayı mezuniyet töreni, düğün ve kına gecesi gibi okazyonlar için çıkılan alışverişin vazgeçilmez adresi haline getiriyor. Benim içinse Manoush ve Hello Kitty markalarının varlığı A46’yı özel kılmaya yetiyor.
Pazar hariç her gün 10.00-19.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Abdi İpekçi Caddesi No:46 Nişantasi
Tel: 0212 233 90 31

18. NR 39
Siz de benim gibi ayakkabı almadan duramamak gibi kronik bir hastalıktan muzdaripseniz NR 39’a uğramayın. Ya da bir arkadaşımın dediği gibi “Bir kadının asla çok fazla ayakkabısı olamaz” mottosunu kulağınıza küpe yapıp buraya sık sık uğrayın. İpek Yılmaz’ın tasarladığı tamamı el yapımı, gerçek deriden ayakkabıların her birine birer sanat eseri muamelesi yapın. Hatta beğendiğiniz bir modelin ‘peep toe’ versiyonunu istediğinizi söyleyin size özel bir tasarım yapılsın.
Pazar hariç her gün 08.30-20.30 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Süleyman Nazif Sokak No:39 Nişantaşı
Tel: 0212 241 40 59
www.nr39.com

19. Yegi Nim
Büyükannelerin ördüğü kazakların kalplerimizde özel bir yeri vardır. Ama usta bir elden çıkmış trikolara da yer açabiliriz bence. Deniz Yeğin’in tasarladıklarını Kanyon’daki butiğinde gördüğünüzde bu yeri açmaktan çekinmeyeceksiniz. Nüktedan ve otantik olarak tanımladığı triko kazaklar, hırkalar ve elbiseler, her gardırobun ihtiyaç duyacağı cinsten.
Her gün 10.00-22.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli.
Büyükdere Caddesi No:185 Kanyon Alışveriş Merkezi Levent
Tel: 0212 353 06 80
www.yeginim.com

20. Atmospheres
Kokoş kadınların alışveriş rehberlerinde mutlaka bulunması gereken bir adres Atmospheres. Fransa, İtalya ve Amerika’dan ithal edilen kıyafetlerin yanı sıra Cengiz Abazoğlu ve Özlem Kaya’nın tasarımları da satılıyor. Marka skalasında Abercrombie, Arden B ve Maje gibi ünlü isimler bulunuyor.
Maçka Caddesi No:59/D Teşvikiye
Her gün 10.00-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli
Tel: 0212 230 22 84
Time Out Ekim'08

16/09/2008

Moda mı sanattan? Sanat mı modadan?


Dada onların dedesi. Kendilerini kariyer stratejisiz kamikaze pilotlarına benzetiyorlar. Gamze Fidan, Cansu Aybar ve Zeynep Turuthan, ‘biricik’ üretimler sundukları Kop-Art’ı anlatıyorlar.

Kop-Art giysi sattığınız bir dükkan olmanın ötesinde Dadacılıkla sıkı fıkı ilişkisi olan bir sanat akımı. Bir Kop-Art manifestosu hazırlayacak olsanız ilk maddesi ne olurdu?
2006 yılında Hafriyat'ta yer alan ‘Müdahale’ isimli sergiye (aynı zamanda ilk sokak sanatı sergisi) ‘DaDa Bizim Dedemiz’ konseptli çalışmamızla katıldık. Bu, DaDa nidasını bilinçle sarf ettiğimiz ilk motto olmasına rağmen, aslında kolektifimiz daha doğmadan da yaptığımız hazır işler, fanzinler, defterler ve pek çok çalışmamızda kolaj, anlamdışılık, şiir ve saçmaya vurgu yapıyorduk. DaDa sevgisiyle dolu tüm bu çalışmalar, Kop-Art'ın mayasında bolca yer aldı. Bizim zaten on maddelik bir manifestomuz bulunuyor. Her maddede DaDa'nın kural tanımazlığı, sistem karşıtlığı ve anarşist tavrına göndermeler olmasına karşın, son madde olan 'Yaratıcılığın elçileri hayatla sanat arasındaki sınırları tanımaz' DaDa'yla bütünleşmemizin en güzel örneği.

Trendlere aldırmadan ve hatta onları ciddiye almadan tasarım yapıyorsunuz. Bu anarşist tavrı nasıl koruyabiliyorsunuz?
Sizin de belirttiğiniz gibi, en başından beri ‘mainstream’ tasarım anlayışının dışındayız. Trendleri bilinçli olarak es geçiyor ve ciddiye almıyoruz. Bunun icin en ufak bir çaba harcamıyoruz. İçimizden geldigi gibi, kişisel ve sanatsal vizyonumuzu yansıtmak için yaratıyoruz. Anarsişt tavrı korumanın ağır bir bedeli de var tabii. Uzun yıllardır maddi kazanım hayal etmeden, kariyer stratejisiz kamikaze pilotları gibi yaşıyoruz. Hatta, mekanımızda yer alan çalışmalarımız ‘biricik’ üretimler olmalarına rağmen gerçek bedellerinin altında, mütevazı bedellerle ‘alıcı’sını bekliyor. Bizim için satmanın da ötesinde, o çalışmanın doğru kişiyle buluşması önem taşıyor.

Underground olarak ortaya çıkan tüm hareketler eninde sonunda mainstream hale geliyor. Sizin mainstream olmak gibi bir kaygınız var mi?

Ana akım olmak gibi bir kaygımız yok. Ancak, kendimizi seslenebileceğimiz insanlara tam olarak duyuramıyoruz. Daha çok ilgi görmek, tanınmak ve yaratımlarımızın daha çok insana ulaşması bizi hem memnun eder hem de tetikler.


P(art)i organizasyonlarınızı ne sıklıkta gerçekleştiriyorsunuz? Bu p(art)ileri farklı kılan ne oluyor?
Her yıl en az bir p(art)i yapmak istiyoruz. Mekanımız 2006 yılında açılmadan önce, gece kulüplerini tek gecelik galeri, hatta butik olarak değerlendiriyorduk. Bir Kop-Art p(art)isini farklı kılan şey, p(art)inin özel konseptinin çok katmanlı olarak (üst baş, video-art çalışmaları, enstelasyonlar, zamanın ilerisinde müzikler, performans ya da happenningler ve avangart mekan tasarımlarıyla) işlenmesidir. Kop-Art'la işbirligi yapan pek çok sanatçının da katkılarıyla, p(arti)ye katılan kişilere bir gecelik de olsa -piyasa yapmanın ötesinde-anlamlı bir deneyim yaşama şansı verir.

Tasarladığınız giysileri kimlerin giymesini istiyorsunuz?
Onlara bizim verdiğimiz değeri veren, taşıyabilen, ‘biricik’lerin.

Kop-Art'ın 'ziyaretçilerini' neler bekliyor?
Çok katmanlılık (hazir-iş'ten giysiye, fanzinden, retrospektif enstelasyon parçalarına, aksesuardan flyer ve sticker’a uzanan fikirler, uygulamalar), campy gusto, samimiyet, eşsiz parçalar, kediler, sürprizler.


Time Out Ekim'08

15/09/2008

İtinayla eğlenceli ayakkabılar yaratılır


Cicci Cocco markasının yaratıcısı Bilge Köprülü, giyenleri gülümseten ayakkabılar tasarlıyor.

Tasarladığın ayakkabıların esprili ve oyuncu bir yanı var. Satın alanlara neler anlatıyor bu ayakkabılar?
Cicci Cocco’nun isminde bile insanı gülümseten bir etki var. Tasarımlarım neşeli ve naïf. Renklerin de hayatımızda olması gerektiğini, alıştığımız kalıplardan uzaklaşabileceğimizi ve daha cesur olabileceğimizi anlatıyorlar bence.

Hem estetik görünen hem de rahat ayakkabılar bulmak oldukça zor. Sen tasarımlarında rahatlığa öncelik veriyorsun. Ama estetikten de vazgeçmiyorsun. Rahat ve estetik ayakkabılar yaratmanın çok az tasarımcınn bildigi ozel bir formülü mü var?
Kadınların estetik uğruna acılarını hissetmeme kabiliyetlerine inanamıyorum. Rahat ve estetik ayakkabı tasarlamanın çok da özel bir formülü yok aslında. Neredeyse bütün modelleri kendim de kullandığım için giyemeyeceğim, rahat edemeyeceğim ya da beğenmeyeceğim bir ayakkabıyı tasarlamıyorum.

Özel sipariş üzerine de ayakkabı tasarlıyorsun. Daha çok ne tür talepler alıyorsun?
İnsanlar çoğunlukla yapamayacağım şeyler talep ettikleri için her talebi değerlendiremiyorum malesef. Benim özel siparişle anlatmak istediğim, o kişiye uygun gördüğüm ayakkabının yapımı. Ben insanların hayallerindeki ayakkabıyı gerçeğe dönüştürecek kişi olmak istemiyorum. Şu ana kadar neredeyse sadece özel erkek ayakkabısı siparişi yaptım.

Erkeklere mi yoksa kadınlara mı tasarım yapmak daha zevkli?
Tasarım yapmak benim için öncelikli olarak insanların ihtiyaçlarına cevap verebilme amaçlı. Bunu yapabiliyorsam her şey daha keyifli oluyor. Kadınlar bir şekilde erkeklere göre daha şanslı; daha çok seçim hakları var. Bu yüzden erkekler için ayakkabı tasarlamayı daha keyifli buluyorum.

Ne tür ayakkabılar giymeyi seviyorsun? "Asla giymem" dediğin modeller var mi?
Jelly shoes. Bu da, o suni koku, plastik ve petrole karşı hissettiğim soğuklukla ilgili sanırım. Giydiğim ayakkabılar ise, belli bir döneme aidiyeti olan kendi tasarımlarım ya da o anda en sevdiğim rengi anlatan modeller oluyor. Ayakkabılar, hayatla ve insanlarla iletişimimi kolaylaştırıyor

Sence kadınlar neden ayakkabılara karşı koyamıyorlar?

Ayakkabıların tıpkı bir peri masalındaymış gibi onları düşledikleri karaktere dönüştürebilme yetisine sahip olduğunu düşünüyorlar. Bir kadın beğendiği ayakkabıyı ayağına giyince sanki birden dünya duracak, bütün gözler onda olacak gibi hissediyor. Bu, yeni alınan bir elbiseyle yaşanmıyor bence. Ayakkabıya dair istisnai bir his. Belki de yeryüzüne değdiğimiz tek nokta olmasıyla başlayan farklı bir durum.
Time Out Ekim'08