"Bir inansam sevdiğine dünya benim olurdu" derken sahnede Göksel, açılan kapının ardından çıktınız. Eliniz boş gelmemiş, geçmişimi(zi) de beraberinizde getirmiştiniz. Sahi biz hiç tanışmış mıydık? Kalplerimiz birbirlerine aşina mıydı? Yoksa bu aynalar gibi miydik? Her birimiz, bambaşka suretlerin yansıtıcısı. Yakın, lakin uzak.
06/12/2009
04/12/2009
Why does it always rain on me?
Bir önceki işimde benimle aynı kaderi paylaşan fazlasıyla matrak ve fırlama bir arkadaş edindim. Birbirimizi tanıma evresini atlattıktan sonra "Seda, seni mutlaka Seda'yla tanıştırmalıyım. Zevkleriniz birbirine o kadar benziyor ki" demişti. Ardından düşperest avukat Seda'yla müşerref oldum. Tanışana kadar flickr'ını çoktan hatmetmiş olduğum için hakkında gerekli bilgiyi toplamıştım aslında. Her karşılaştığımızda "Hadi nefis çizgilerle yarattığın Bodo karakteri vücuda gelsin artık. Görmek istiyorum onu bir yerlerde, yazmayı arzuluyorum" dedim. Sonunda Bodo, tişörtlerin üzerine baskılandı ve Basmatik'te satılmaya başladı. Kafasının üstünde kara bir bulutla gezdiğine inanan Seda, Bodo'yu da bu fikirden yola çıkarak çiziyor. Kendisinden aldığım son bilgilere göre çantalar ve kupalar da Bodo'lonacak. Bana yağmuru sevdiren Bodo'yu seviyorum!
Just can't get enough
Tıpkı Nouvelle Vague'ın coverladığı Depeche Mode şarkısında dediği gibi. Doyamıyorum. Lanvin'e! Alber Elbaz, markanın doğuşunun 120. yılı şerefine Fransız PTT'si La Poste için pullar tasarladı. Bir de Colette'te satılmak üzere defterler. Marry me Alber! Will you?
03/12/2009
Words of a literary genius
Not to be sentimental, as I sound, but why the hell are we conditioned into the smooth strawberry-and-cream Mother-Goose-world, Alice-in-Wonderland fable, only to be broken on the wheel as we grow older and become aware of ourselves as individuals with a dull responsibility in life?
Sylvia Plath
Outcast art
V&A ve Tate Modern'ı gezmek zaten farz. Ancak The Museum of Everything görülmeden Londra'dan dönülmemeli. Toplumun kıyısına köşesine itilmiş, yarı deli, kaçık, münzevi sanatçıların işleri, uzun saatler boyunca seyredilmeli. Burada, ismini muhtemelen daha önce hiç duymadığınız sanatçıları keşfedeceksiniz. Şahsi favorilerim: Aloise Corbaz, Henry Darger, Madge Gill ve Miroslav Tichy.
PS. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için sadece dışardan manzarayı sunabiliyorum.
Subscribe to:
Posts (Atom)





