17/10/2007

FADİK'İN OYUN BAHÇESİ


Sahnenin büyülü tozunu yutmuş bir oyuncu olan Fadik Sevin Atasoy’un oyun bahçesinde tahterevalliler, salıncaklar ve kaydıraklar yerine kamera, ışık ve senaryo bulunuyor. Fadik, Elizabeth Taylor olarak karşınıza çıkarak hepinizi bu bahçeye çağırıyor.

Sabah uyandığında “Bugün dul bir İtalyan kadın mı, yoksa 80’lerden fırlamış gibi görünen bir genç kız mı olayım?” diye düşünen bir oyuncuyla karşı karşıyayız. Oyunbaz yönü günlük hayatına da yansıyan Fadik Sevin Atasoy’u en iyi tanımlayan kelimeler, deli dolu, enerjik ve sıcakkanlı. Tıpkı Elizabeth Taylor gibi çocuk yaşta oyunculuğa başlayan Fadik’e, Hollywood’un ihtişamlı dünyasının büyüsünü yaşatmak için ona günübirlik bir değişim yaşattık. İnanılmaz güzel kıyafetlere büründüğü için kendini gerçek bir Hollywood yıldızı gibi hissettiğini söyleyen Fadik’in değişimiyle şaşırmaya hazır mısınız? Öyleyse, şimdi onun dünyasına doğru yol alma zamanı.

Oyunculuk aşkı
İlk kez 4 yaşında ‘Teneke’ adlı oyunla Selçuk Tiyatro Festivali’nde ödül alan Fadik’in içinde oyunculuk tohumlarının filizlenmeye başlaması tesadüf değil. Onun dünyaya gözlerini açtığı gün, devlet tiyatrosunun perdesini açtığı gün olmuş. Farkında olmasa da kozmik bir gücün onu oyunculuğa doğru iteceğinin ilk belirtisinin bu olduğunu düşünüyor. Anne ve babası oyuncu olan Fadik’in ilkokul birinci sınıfa kadar bütün çocukluğu turnelerde geçmiş. “Benimle beraber turnelerde büyüyen birçok arkadaşım oyunculuğu hiç sevmedi. Benim içinse tiyatro her zaman bir hayal dünyası oldu. Sahnedeki insanların izleyicinin duygularının ayarını yapmasının büyüleyici olduğunu düşünüyorum” diyor.
Gençliği Ankara’da geçen Fadik için bu şehir, güzel dostlukların kurulduğu yer olma özelliğini taşıyor. Herkes soğuk bir şehir olduğunu söylese de şehrin kendine has bir sıcaklığı olduğuna inanıyor. Yükseliş Koleji’nin en popüler kızlarından biri olarak anıldığını söylediğimde “Öyle mi diyorlarmış?” derken gözlerinde hınzır bir kıvılcım yakalıyorum. “Turnelerde gezdikten sonra sıraya oturmam çok zor olmuştu. İlkokuldan itibaren sürekli sınıfı eğlendirmeye çalışan bir öğrenci oldum. Lisedeki popülerliğimi de tiyatroya borçluyum herhalde. Okulda sahnelenen bütün oyunlarda rol alırdım.”
Çocukluğundan itibaren tiyatroyla iç içe olan Fadik, liseyi bitirdiğinde İtalyan dili ve edebiyatı okumaya başlamış. “Ailem, oyunculuk zor bir meslek olduğu için diplomat olmamı istedi. Bir yakınımızı kaybedince hayatın çok kısa olduğunu anladım ve bir gecede tiyatro bölümünde okumaya karar verdim. O zamanlar Bilkent’te Amerikalı bir tiyatro hocası vardı. Onunla çalışmayı kafama koydum ve tiyatro bölümünü burslu kazanmayı başardım” diyor.

Göçebe ruh

Çocukluğu turnelerde geçmiş bir oyuncunun göçebe ruhlu olabileceğini düşünüyorum. Acaba Fadik de bir yere bağlı olma fikrine katlanamayanlardan mı? “Turneler sayesinde bir çingene gibi olduğum doğru ama özümün ne olduğunu biliyorum. Coğrafyamı ve coğrafyamın insanını çok iyi tanıyorum. Türkiye’nin gezmediğim ili kalmadı. Bir yere bağlanma fikrini çok sevmiyorum. Mesela, her sene ev değiştirmek gibi bir huyum var. Ne demişler ‘Tebdili mekanda ferahlık vardır’” diyor gülerek.
Londra, Paris, Bulgaristan ve Rusya’da yaşamış olan Fadik, her bir şehirden farklı şekillerde beslendiğinden bahsediyor. “Bu ülkelerde yaşamak evrensel düşünmeye başlamamı sağladı. İnsanların ortak sıkıntıları ve dertleri olduğunu, sadece bunu aktarma biçimlerinin farklılık gösterdiğini gördüm” diyor. Londra’nın Fadik için özel bir yeri var. Hem orada yaşayan teyzesi ve kuzenleri hem de Londra’nın tiyatroları bu şehri onun için vazgeçilmez kılıyor. Londra’dan konuşmaya başlayınca anılar bir bir gözlerinin önünde canlanmaya başlıyor. “Londra’da olduğum dönemde Paris’te yaşayan arkadaşlarım bana bir opera bileti almıştı. Vize almak için vaktim olmadığı için Londra’dan trene binip Fransa’ya gittim. Gümrükte Fransız kadın taklidi yaparak ülkeye giriş yaptım. O operayı izlemek benim için çok önemliydi. Sanattan başka hiçbir güç beni yasal olmayan bir şekilde bir ülkeye sokmaya itemezdi. Şehirden çıkarken vizem olmadığı anlaşıldı ama memura oyuncu olduğumu ve o operayı izlemek zorunda olduğumu söyledim” diyerek yaşadığı en komik olaylardan birini benimle paylaşıyor.

Fadik’in uğurlu yılı
Fadik, 2005’te düzenlenen 42. Altın Portakal Film Festivali’nde, ‘O Şimdi Mahkum’ adlı filmle en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü aldı. İlk sinema filmiyle ödül almanın çok güzel bir duygu olduğunu itiraf ediyor. “Ödül günü doğum günüme rastlayınca 5000 kişiyle doğum günümü kutlamış oldum” diyor.
Asıl gerçeğin oyunculukta gizli olduğunu düşünüyor. “Shakespeare, “Bütün dünya bir sahne ve biz de girip çıkan oyuncularız” demiş. Aslında dünya üzerindeki herkes rol yapıyor. Oyuncuları farklı kılan ise onların farkında olarak rol yapması. Bu yüzden onlar kendi gerçeklerini daha kolay buluyor. Canlandırdığım karakterlere bürünmek için derin araştırmalar yapıyorum. Kostümlerden, dönemin ruhuna kadar her şeyi araştırıyorum. Bu bir aşk benim için” diyerek oyunculuğa karşı hissettiklerini kelimelere döküyor.
Birçok farklı projede karşımıza çıkacak olan Fadik için 2007’nin uğurlu yıl olduğunu düşündüğümü söylüyorum. “Her şey ‘Zeynep’in Sekiz Günü’ adlı film teklifiyle birlikte başladı. O filmden sonra başka filmlerde rol alacağım da kesinleşti” diyor. Tam o sırada çok para kazanabileceği bir film teklifi de almış Fadik. “Bir yanda çok para kazanabileceğim bir iş bir yanda da içimin gittiği bir senaryo vardı. Tercihimi yüreğimden geçeni gerçekleştirmekten yana kullandım. O yüzden de önüm açıldı.”
‘Zeynep’in Sekiz Günü’ filmi hakkında konuşmaya başladığımızda canlandırdığı Zeynep karakterinin Fadik’i çok etkilediğini fark ediyorum. “Zeynep, çok derinliği olan ve güzel yazılmış bir karakter. Rolümü canlandırırken Zeynep’i, açtıkça içinden bir şeyler çıkan matruşkalara benzettim” diyor. Onu böylesi heyecanlandıran bir filmin sadece göğüs ve bacaktan ibaretmiş gibi lanse edilmesi hakkında ne düşündüğünü soruyorum. Bu konuda yeterince üzüldüğünü söylüyor. “Bir karakteri canlandırırken ona ruhumu, yüreğimi ve bedenimi katıyorum. Benim gibi düşünenler arttıkça Türkiye’deki sığ bakış açısının değişeceğine inanıyorum. “Biz yapalım Türk halkı anlasın” demek gibi bir lükse sahip değiliz. Anlatmakla yükümlü olduğumuzu düşünüyorum. Benim canım yanıyor, kalbim kırılıyor, üzülüyorum ama anlatmaktan usanmıyorum. Yeni nesilden çok ama çok umutluyum.” Fadik’in sözlerini duyunca onu yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot’a benzetiyorum.

Popüler olmak
Türkiye’de çok fazla dizi olmasının dizilerin kalitesini düşürdüğü kanısında Fadik. Dizi oyunculuğunun popüleriteyi beraberinde getirdiğini kabul ediyor. Sinema için haute couture diyerek onu özel dikim bir kıyafete benzetiyor. “Televizyon konfeksiyon gibi. Haute couture kıyafetlerle sokaklarda dolaşamayacağımıza göre konfeksiyona da ihtiyacımız var demektir” diyor. ‘Dudaktan Kalbe’ dizisinde uzun soluklu konuk oyuncu olarak rol alıyor. “Hikaye gereği ve benim programımdan dolayı bir süre sonra diziden ayrılacağım. Yönetmenliğini en yakın arkadaşım Andaç yaptığı için diziden çok büyük keyif alıyorum.”
Mahsun Kırmızıgül’ün senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı ‘Beyaz Gelincik’ filminden bahsediyoruz. Bu filmde rol almak konusundaki düşüncelerini öğrenmek istiyorum. Yönetmenlik tecrübesi olmayan birinin filminde rol almayı nasıl kabul ettiğini soruyorum. “Önyargılardan hoşlanan bir insan değilim. Bu filmi çeken bir ev hanımı veya yeni mezun bir öğrenci olabilirdi. Karşımdakinin sinema sevdasına inanırsam çorbaya tuzumu ekmekten çekinmem. Mahsun’un sinema sevdasına benim gibi Yıldız Kenter, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur ve Lale Belkıs de inandı. Sinemanın duayenleriyle çalışma fırsatını yakaladığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum” diyor. Filmin çekimleri sırasında Nejat Uygur’un, “Liz Taylor’la bir akrabalığınız var mı?” diyerek espri yaptığından bahsediyor.
Dizinin ve vizyona girecek filmlerinin olması Fadik’in daha da ünlenmeni sağlayacak. Ünlü olduğunun o kadar farkında değil ki geçtiğimiz günlerde rezervasyonsuz gittiği bir restoranda yer bulup bulamayacağını düşünürken garsonların onunla ilgilenmesi karşısında yanındaki arkadaşına dönüp “Nereden tanıyorlar acaba beni?” diye sormuş. Bu söylediklerini duyunca Fadik’in, ünlü olunca ayakları yerden kesilenlerden olmadığını anlıyorum.

Fadik’in hedefleri
Sinema ve tiyatro aşığı Fadik’in oyunculuktaki hedeflerini merak ediyorum. Klasik anlamda Hollywood hayalleri kuran oyunculardan biri mi acaba? “Sadece oynamak istiyorum. Hırstan ziyade azimli olduğumu söyleyebilirim. Hırsın çok makyavelist olduğunu düşünüyorum” diyor. Her meslek sahibinin mesleğinin zirve noktasına gitmek istediğinden bahsediyoruz. “Mesele hedefe ulaşmak değil, o hedefe giden yol ve hikaye çok önemli. Oraya giderken kimlerle tanıştırdığın, neler biriktirdiğin… Ulaşmak işin en kolay tarafı” diyor. “Hollywood’a ulaşabileceğini düşünüyor musun?” sorusuna cevabı “Onu yol gösterecek” oluyor.
İş odaklı bir hayatı olan Fadik’e evlilik hakkındaki düşüncelerini soruyorum. “Mesleğimi iş olarak görmüyorum. Bu benim yaşam biçimim. Evlilik olacaksa da benim yaşam biçimime uyması gerekir. Çocuğum olduğunda onu alıp sete gidebilmeliyim. Henüz evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum. Ne demişler ‘Tanrıyı güldürmek istiyorsan planlarından bahset.’”

Fadik’in dünyası
Sıra en çok merak ettiğim sorulardan birini sormaya geliyor. Bir sürü karaktere büründüğü için insanları tanımasının daha kolay olup olmadığını öğrenmek istiyorum. “Ah keşke öyle olsa” diyor gülerek. “İnsanlar, gerçek hayatta oyunculardan çok daha iyi rol yapıyor. Oyunculuk, insan sarrafı olmak anlamına gelmiyor. Sadece insan psikolojisinden daha iyi anlamama yardımcı oluyor. Karşındakine bir bardak su verebilmen için senin dolu bir sürahi olman gerekiyor” diyor. Kendi sürahisini nasıl doldurduğunu merak ediyorum. “Sanattan besleniyorum. Resim, müzik, heykel, moda… Bütün kodlar onların içinde saklı. Onlardan beslenerek çevremdekileri beslemeye çalışıyorum.”
Özel hayatın mahrem olduğunu düşünüyor Fadik. Bunun için özel hayatımı olabildiğince gözlerden saklamaya çalışıyor. “Dostlarım, sevgililerim ve sevdiklerim benim özelim. Bu özele herkesin dahil olması fikri hoşuma gitmiyor. Özel hayatımı gözler önünde yaşamayı tercih etmiyorum.”
Sürekli göz önünde olmak insanı güzellik konusunda takıntılı hale getirebilir. Fadik’in güzellik anlayışıysa oldukça farklı. “Güzelliğin bir bütün olduğunu düşünüyorum. Örneğin, 60 yaşındaki bir kadının yüzündeki çizgileri güzel buluyorum. O çizgilerin bir hikayesi olduğuna inanıyorum. Kusurlu ve özgün güzelliği sevdiğimi söyleyebilirim. Yaşlanmaktan hiç korkmuyorum. Oyuncu olduğum için asla estetik yaptırmayı düşünmiyorum. Estetik, mimikleri yok ediyor. Benim güzel görünmek gibi bir derdim yok.”
All 07

No comments:

Post a Comment