13/04/2007

Fizikle moda el ele


Sezonun içine helyum gazı basılmış gibi görünen elbise ve etekleri gözünüzü korkutmasın. Bunları giydiğiniz zaman uçan balonlar gibi havalanıp uçmayacaksınız. Peki, yer çekimine karşı gelmeden hacimli kıyafetler giymenin yolu nedir?

Fizikle modayı bir araya getirerek volümlü kıyafetlerin moda sahnesinde yer almasını sağlayan ilk tasarımcı Cristobal Balenciaga olur. 1950’lerde tasarımlarıyla kadınların doğada kapladığı yeri artıran Balenciaga’nın en önemli icatlarından biri olan balon etek bu sezonun en çok arzulananlar listesinde üst sıralarda yer alıyor. Moda dünyası dönem dönem hacimli kıyafetleri bizlere sunmuş olsa da, volümün sesi uzun süredir çıkmağı kadar çok çıkıyor bu sezon.
Hacim deyince aklınıza 80’lerin çuval görünümlü modellerini getirmeyin sakın. Ayrıca, hacmin sizi olduğunuzdan daha şişman göstereceği fikrini de hemen atın kafanızdan. Hacimli etek ve elbiseleri giymenin yolu hacmi dengelemekten geçiyor. Balon etekler vücuda oturan gömlekler ve babetlerle kombinlenmeli. Hacimli elbiseleri ise bolerolar ve topuklu sandaletlerinizle giymelisiniz.
“Elbise ve eteklerdeki hacim bana göre değil” diyorsanız, hacmi omuzlarınıza taşımayı öneriyorum. Karpuz kollu gömlekler ve bluzlar çocuksu bir şıklık arayanları sevindiriyor. Omuzlardaki hacim de doğru bir şekilde dengelenerek giyilmeli. Hem geniş formlu, hem de karpuz kollu olan üstler olduğunuzdan kilolu gözükmenize neden olabilir. Bu yüzden doğru orantılamaya özen göstermelisiniz.
Hacimli kıyafetlerle uçmayacağınızı söylemiş olsam da siz yine de bu kıyafetleri giydiğinizde ayaklarınızı yere sıkı basmayı unutmayın.

07/04/2007

Hokus pokus


Daha uzun görünmenin yollarını arıyorsanız usta sihirbaz modadan yardım isteyebilirsiniz. Modanın illüzyon numaralarını sergilemek için yüksek bel pantolon ve etekler, dolgu topuk ayakkabılar ve boyuna çizgililere ihtiyacı var. Renklerden de siyahı tercih ediyor.

Seyircilerimiz hazırsa moda illüzyon numaralarına başlamak istiyor. Perde açılır açılmaz büyük bir alkış tutmayı unutmayın lütfen. Moda, gördüğü tepkiden memnun kalırsa size en güzel numaralarını sergileyecek. Ve perde…
“Elimde görmüş olduğunuz yüksek bel pantolon ve etekler uçsuz bucaksız bacaklara sahipmişsiniz gibi bir görüntüye kavuşturma ustaları. Üzerlerine vücuda oturan üstler giymenizi öneriyorum. “Kum saati.” mi dediniz? Tam üstüne bastınız. Bu kıyafetlerin altına babet giymek gibi bir hata yapmayacağınızı biliyorum zaten. İstediğiniz upuzun bir boysa bunun için yüksek bellilerinizi topuklularla tamamlamanız gerektiğini siz de çok iyi biliyorsunuz.”
Moda, “Abrakadabra!” dediği anda siyah bir perdenin arkasından dolgu topuk ayakkabılar ve boyuna çizgili üstler çıkıyor ve moda başlıyor yeni numaralarına. “Yaz sezonunun mini ötesi minileri dolgu topuklar için ideal. Üzerine boyuna çizgili bir de gömlek giydiğiniz anda yaratacağınız göz yanılsaması daha da artar. Ana renklerdeki çizgililer kolejli havasına büründürür, rengarenk çizgililerle baston şekerlere benzersiniz. Enine çizgiler vücudunuzu enine doğru genişletir. Şaşırtmak için enine çizgililerle boyuna çizgilileri bir arada giyin.”
En büyük sürprizi sona saklıyor moda. “Şimdi sizlere illüzyonlarımın mimarıyla tanıştırmak istiyorum. Tüm kusurları örten tek renk siyah aynı anda hem ince, hem de uzun gösterme becerisine sahip.”
Salonda büyük bir alkış kopuyor ve sihirbaz moda “Hokus pokus!” diyerek ortadan kayboluyor. Sihirbazdan geriye kalanlar seyircilerin hafızasına uzun boylu görünmenin sırları olarak kazınıyor.

05/04/2007

Moda Afrika seyahatinde

Moda, bavulunu topladı ve tatil için Afrika’ya gitmeye karar verdiğini açıkladı. Sevenlerine “6 ayda bir yenilenen koleksiyonlar çok yordu beni. Biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” dedi. Yaz boyunca Afrika esintili kıyafetler giyersek geri döner misin moda?

Modanın Afrika seyahatini ilk sezinleyenler tasarımcılar oldu. Hermes, Roberto Cavalli, Alessandro dell’Acqua ve Moschino defilelerinde karşımıza çıkan hayvan baskıları tasarımcıların tamtam seslerine kulak verdiğinin kanıtıydı. Vahşi doğanın desenlerini üzerlerinde taşıyan kıyafetlerin antidotu ise çiçekler oldu. Alexander McQueen, Giambattista Valli ve Louis Vuitton koleksiyonlarda açan çiçekler “Havada romantizm kokusu var!” diye haykırıyordu adeta. Hayvan baskıları ve çiçekler podyumlarda arz-ı endam ettikten sonra mağazlardaki yerlerini aldılar.
Leopar ve zebra desenli kıyafet ve aksesuarları giymek için ihtiyacınız olan tek şey biraz cesaret. Hayvan baskılarıyla, seksi görünenlerin bir adım ötesinde yer alan moda kurbanlarının sınırlarına geçmemeye özen göstermelisiniz. Zira bu kıyafetlerin içindeyken seksi görünmekle moda kurbanı olmak arasında çok ince bir çizgi var. Hayvan baskılarını giymenin ilk kuralı sadelik. Baştan ayağa leopar veya zebra desenli kıyafet ve aksesuarlarla vahşi ormanlardan fırlamış gibi görünme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Hayvan baskılarını çok vahşi buluyorsanız safari kıyafetleri sizin için daha doğru bir seçim. Bej renginin hakimiyetinde olan safari topraklarını turuncu ve yeşil gibi renklerle canlandırabililirsiniz. Safari kıyafetlerine canlılık katmanın bir başka yolu da tahta aksesuarlar kullanmak. Afrika ruhunun antidotu çiçeklerse çocuk ruhlu romantikler için.

Nergis bahçesi



Rupert Sanderson her birine farklı bir nergis çeşidinin ismini verdiği ayakkabılar tasarlıyor. Londra’daki gözlerden uzak mağazası 1950’lerin zarafetine ev sahipliği yapıyor.

Nasıl karar verdin ayakkabı tasarımcısı olmaya?
1998 yılına kadar büyük bir reklam firmasında yönetici olarak çalıştım. Bu işi hayatımın sonuna kadar yapmak istemediğimi fark ettiğim noktada istifa ettim ve Cordwainers College’da ayakkabı tasarımı okumaya başladım. Ardından İtalya’ya gidip Sergio Rossi ve Bruno Magli ile çalışmaya başladım.
Müthiş cesur bir karar vermişsin. Kaç yaşındaydın işini bıraktığında? 32 yaşındaydım. Eğer bu adımı atıp tasarım okumasaydım hayatım boyunca pişmanlık duyacaktım. Ben de hayallerini ve gerçekte ne yapmak istediğini anlatıp duran sıkıcı insanlardan biri olacaktım. İnsanlar isteklerini “1 yıl sonra yaparım” diyerek sürekli erteliyor ve bu istekler hiçbir zaman gerçekleşmiyor.
Peki neden ayakkabı tasarımına yöneldin?
Aslında tam bir açıklaması yok bunun. Her zaman kadın ayakkabılarını büyüleyici bulurdum. Ayakkabı tasarımının da bir çeşit mimari olduğunu düşünüyorum. İyi tasarlanmış bir ayakkabı, kadının siluetinde inanılmaz bir değişiklik yaratabilir.
Bruno Magli ve Sergio Rossi gibi köklü isimlerle çalışmak nasıldı?
Tek kelimeyle muhteşem. Çoğu tasarımcı atölyede vakit geçirmekten hoşlanmaz. Bense İtalya’da sabahtan akşama kadar bütün günümü atölyede geçirdim. İnanılmaz bir tecrübe oldu benim için.
Tüm tasarımlarında 1950’lerin elegan ve kadınsı ruhu var. Sen nasıl tanımlıyorsun tasarımlarını?
Seksi ayakkabılar tasarlamıyorum. Zarif ve feminen, tasarımlarımı en iyi ifade eden iki sözcük.
Sade ve şık tasarımlar yapmak oldukça zordur. Nedir sırrın?
1950’ler benim ilham perim. Bu dönemi ümit ve iyimserlik dönemi olarak adlandırıyorum. Savaş sonrası dönemin ihtişam ve estetiğini çok etkileyici buluyorum. Bu dönemde İngiltere’de ciddi değişimler gerçekleşti. 1951 yılında savaşın sıkıntılarının ardından dizayn ve gelişimi desteklemek için 'The Festival of Britain' düzenlendi. Bu festival, yaratıcılık döneminin başlangıcının habercisi oldu. Ayrıca, 50’lerde tüketimin, promosyon ve ünlülerin desteği olmadan gerçekleşmiş olması da inanılmaz buluyorum.
Bugünkü tüketimin tamamen reklam ve ünlülere dayalı olduğunu göz önüne alırsak gerçekten de inanılmaz.
Bunun daha ne kadar böyle devam edeceğini merak ediyorum açıkcası. Tasarladıklarını ünlü insanlar yoluyla pazarlamakla yaptığın işin ruhunu kaybettiğini düşünüyorum. Ünlü isimlere tasarlamaktansa daha zevk sahibi kişilere tasarlamayı tercih ederim. Dergilerde yer alan “Şu ünlü isim Rupert Sanderson’ın tasarımlarını giyiyor,” haberlerinden de hoşlanmıyorum. Moda yazarlarının tasarımlarımdan övgüyle söz etmesi çok daha önemli benim için.
Hayalindeki müşteri kim? Tasarımlarını kimin için yapıyorsun?
Zevk sahibi ve kendini bir ayakkabıyla şımartmanın ötesinde tasarımlarmın ruhunu anlayabilen herkes için. Ve tabi sadece ünlü bir ismin ayağında gördüğü için Bond Street’e gidip bir çift Gucci ayakkabı almayanlar için.
Rupert Sanderson’ın daha niş bir marka olmasını istiyorsun sanırım. Mağazanın Bond Street’in arka sokaklarından birinde yer almasının sebebi de bu mu?
Kesinlikle. İnsanların mağazıyı arayıp bulması fikri beni çok heyecanlandırıyor. Bir işi niş kalarak da yürütebilirsiniz. Benim işime para yatırıp bundan para kazanmaya çalışan insanlardan rahatsız oluyorum. Bir sürü mağazalar açarak beni büyütmek istiyorlar ama ben yavaş ilerleme taraftarıyım. Ne kadar hızlı yükselirsen, düşüşün de o kadar hızlı olur.
Topshop’da tasarımlarından birinin kopyası satılıyor. Bundan rahatsızlık duyuyor musun? Yoksa sen de Coco Chanel gibi “Kimse beni kopyalamağında gözyaşlarına boğulacağım” diyenlerden misin?
Kesinlikle Chanel’in dediklerine katılıyorum. Kopyalanmayı tercih ederim çünkü bu, yeterince ilgi çektiğimin göstergesidir. Bunun, en ucuz reklam ve tanıtım aracı olduğunu düşünüyorum.
Her tasarımına isim anneliği yapan nergisler neyi temsil ediyor?
Nergis, bana İngiltere’nin uzun kış mevsiminin ardından gelen baharı hatırlatır her zaman. Bir anlamda ümidin çiçeği benim için. Tasarladığım ayakkabıların isimlerini bir kitapçıda bulduğum 1954 yılından kalma ‘Classified List of Daffodil Names’ adlı kitaptan buluyorum. Kitapta 18.000 farklı nergis ismi var.
İnsanların seni “Yeni Manolo Blahnik” olarak tanımlaması konusunda ne düşünüyorsun?
Bunun tembel gazetecilerin işi olduğunu düşünüyorum. Bir bakıma yaptığım işe sayısızlık olarak görüyorum. İnsanların kafasında birkaç ayakkabı tasarımcısı isminden daha fazlasına yetecek kadar yer var.
Marilyn Monroe “Yüksek topukları kimin icad ettiğini bilmiyorum ama kadınlar ona çok şey borçlu,” demişti. Sen tercihini topukludan mı yoksa düz ayakkabıdan mı yana kullanırsın?
Topuklu ayakkabı kadının tüm siluetini değiştirme gücüne sahip. Topuğun şekli değiştikçe kadınların duruşu da değişir. Bunu çok etkileyici buluyorum. Topukluların çok çekici bir görüntü ortaya çıkardıkları bir gerçek ama kadınların düz ve şık ayakkabılara da ihtiyacı var. Babetlerin skinny jean'lerle giyilmesi trend'ineyse tamamen karşıyım. Hiç feminen değil bence.
Kimin tasarımlarını beğeniyorsun?
Christian Louboutin müthiş tasarımlar yapıyor. Her tasarımın bir ruhu var. Eskilerden ise Salvatore Ferragamo’yu çok beğeniyorum. Savaş zamanında bile tüm zorluklara rağmen tasarım yapmaya devam etmesi çok etkileyici.
Kış sezonunda bizi neler bekliyor?
Artık yaz sezonu ile kış sezonu arasındaki çizgi tamamen ortadan kalktı. Kış koleksiyonumda burnu açık ayakkabılar ve sandaletler var. Bunun güzel birşey olduğunu düşünüyorum. Sezonlar için tek bir trendden bahsetmek mümkün değil.
Tasarımlarını İstanbul’da satmayı düşünüyor musun?
Kasım ayında kız arakaşımla birlikte İstanbul’a tatile gittik ve ben şehre aşık oldum. Özellikle Boğaz ve Taksim inanılmaz güzeldi. İstiklal Caddesi’nde Robinson Crusoe kitapçısı ve Markiz pastanesi çok etkileyiciydi. Tasarımlarımın İstanbul’da satılmasını çok isterim.

http://www.rupertsanderson.co.uk/
33 Bruton Place
Mayfair London W1J 6NP

04/04/2007

Balerinler sokakta


Kim demiş Kuğu Gölü bir tek sahnede sergilenir diye? Rengarenk babetler giyen kadınlar Kuğu Gölü’nü sokağa taşıyor.

En çok kabarık etekler, baby doll elbiseler, kapri pantolonlar ve skinny jeanleri sever babetler. Rengarenk şoset çorapların içinde neşe içinde dans ederler. En mutlu oldukları dönem zarafet timsali Audrey Hepburn’ün onları ayağından çıkarmağı yıllardı. Salvatore Ferragamo öylesine sevdi ki babetleri ve Hepburn’ü 1954 yılında onun için özel babetler tasarladı. Hepburn’ün kloş etekleri, belini sıkıca saran kemerleri ve dar gömleklerine eşlik etti Ferragamo tasarımı babetler. Dönemin diğer ikonları sivri topuklarla arz-ı endam ederken, Hepburn babetleriyle hep çocuk kalmayı tercih etti. Hepburn’ün ardından Catherine Deneuve ‘Belle de Jour’ filminde Roger Vivier’in kocaman tokalı babetleriyle babet dünyasının yüzünü güldürdü. Babetler, Deneuve’nun filmdeki baby doll elbiseleriyle çok mutluydular. Bu babetler filmle öylesine özdeşleşti ki bugün bile ‘Belle Vivier’ adıyla satılıyorlar.
80’li yıllarda babetler biraz topuklu olmaya ve sivri biber gibi görünmeye karar verdiler. Sivri burunlu babetleri gören yuvarlak burunlu çocuksu babetler moda sahnesinden koşarak uzaklaştılar. Sivri biberlerin gazabına uğradık hep birlikte. 90’lar ise babetleri gözyaşları içinde bırakan bir dönem oldu. Spor ayakkabılar ve stilettolar moda sahnesine hızla girip ‘Bu romantik baleye bir son verelim artık.’ diye haykırdılar. Babetlerin imdadına 2000’ler yetişti. En çok Kate Moss güldürdü onların yüzünü. Moss’un skinny jeanleriyle giydiği babetler, bir anda tüm kadınların ayakkabı dolabının kraliçesi oluverdi.
Babetler bu sezon rengarenk ruganlara bürünerek çıkıyor karşımıza. Kırmızı rugan babetler elma şekeri sevenlere, yeşillerse çimenlerde koşup oynamak isteyenlere…